İstanbul Tabip Odası - Klinik Gelişim Dergisi
Cilt 9 / No: 1 / Ocak 1996

OBEZİTE TEDAVİSİNDE DEKSFENFLURAMİN’İN ETKİNLİĞİ: İNSÜLİN DUYARLILIĞI, SEKS HORMONLARI, KARBONHİDRAT VE LİPİD METABOLİZMASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Özer Açbay, Sadi Gündoğdu

HİPOGONADİZMLİ GENÇ ERKEKLERDE TESTOSTERON REPLASMANININ SERUM LİPİDLERİ VE VÜCUT KOMPOZİSYONU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Özer Açbay, M. Sait Gönen, Pınar Kadıoğlu, Sadi Gündoğdu

BOZULMUŞ GLİKOZ TOLERANSLI HİPERTANSİF OLGULARDA METFORMİN TEDAVİSİ: İNSÜLİN DUYARLILIĞI, KAN BASINCI KARBONHİDRAT VE LİPİD METABOLİZMASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Özer Açbay, Sadi Gündoğdu

FİBROKİSTİK MEME HASTALIĞI VE MEME KANSERİNDE ERİTROSİT SÜPEROKSİT DİSMUTAZ, KATALAZ VE GLUTATYON PEROKSİDAZ AKTİVİTELERİ
Mame Afrasyap, Sembol Türkmen, Güvenç Güvenen

ERİTEMA NODOZUMDA KLİNİK VE HİSTOLOJİK İLİŞKİ
Ali Mert, Salih Pekmezci, Fehmi Tabak, Ali Dumankar, Erdal Diri, Cüyan Demirkesen, Yıldırım Aktuğlu

HASTA ÖTİROİD SENDROMUNDA TİROİD HORMON DÜZEYLERİ İLE MORTALİTE ARASINDAKİ İLİŞKİ
M. Akif Karan, Adil Azezli, Nilgün Erten, Sezai Vatansever, Şükrü Palanduz, Cemil Taşçıoğlu, Kerim Güler, Abdülkadir Kaysı

AKUT OTİTİS MEDİALI ÇOCUKLARDA KLARİTROMİSİN VE SEFAKLOR TEDAVİSİNE ALINAN YANITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Mustafa Metin Donma

SERONEGATİF BİR LYME HASTALIĞI OLGUSU
Deniz Suna, Ali Mert, Işıl Bavunoğlu, Recep Öztürk, Vecdet Tezcan

NEDENİ BİLİNMEYEN ATEŞ TABLOSU İLE SEYREDEN BİR SİSTEMİK WEBER-CHRISIAN HASTALIĞI OLGUSU
Aydın Tunçkale, Ali Mert, Ali Dumankar, Zerrin Calay, Yesari Karter, Fehmi Tabak, Yıldırım Aktuğlu



OBEZİTE TEDAVİSİNDE DEKSFENFLURAMİN’İN ETKİNLİĞİ: İNSÜLİN DUYARLILIĞI, SEKS HORMONLARI, KARBONHİDRAT VE LİPİD METABOLİZMASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Özer Açbay, Sadi Gündoğdu

Deksfenfluramin’in obezite ve eşlik eden metabolik komplikasyonların tedavisindeki etkinliğini araştırmak amacıyla 12 ay süreyle düşük kalorili diyet + günde 30 mg deksfenfluramin verilen premenopozal 24 obez kadın (A grubu) ile, yaş, vücut kitle indeksi ve bel/kalça oranı yönünden eşlendirilen ve sadece düşük kalorili diyet verilen 20 obez kadın (B grubu) bireyden elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. Ayrıca deksfenfluramin’in kilo kaybından bağımsız olarak insülin duyarlılığını etkileyip etkilemediğini araştırmak amacıyla diyete başlanmazdan önce A grubuna 15 gün süreyle sadece deksfenfluramin, B grubuna ise plasebo (tek kör) verildi ve insülin tolerans testi ile insülin duyarlılığı ölçüldü.
15 günlük tedavi sonrası A grubunda insülin direnci anlamlı olarak azalırken (p<0.01), B grubunda değişmedi. A grubunda kilo kaybı 8. aya kadar devam etti ve 12. aya kadar vücut ağırlığında tekrar artış olmadı. B grubunda ise anlamlı kilo kaybı 4. aya kadar sürdü ve 6. aydan itibaren vücut ağırlığı tekrar artmaya başladı. 12. ayın sonunda başlangıç vücut ağırlığı A grubunda ortalama %14.7 (p<0.001), B grubunda ise %2.2 (p<0.01) azalmıştı ve iki grubun vücut ağırlıkları arasındaki fark ileri derecede anlamlı idi (p<0.001). Tedavinin 12. ayında A grubunda insülin direnci, serum açlık insülin, total kolesterol, trigliserid, LDL-kolesterol, ürik asid, serbest testosteron düzeyleri ve OGTT’deki glisemi ve insülinemi alanları anlamlı olarak azalırken, serum HDL-kolesterol ve dehidroepiandrosteron sülfat (DHEA-S) düzeyleri ise artmıştı. B grubunda ise bu parametrelerin hiçbirinde anlamlı bir değişim olmadı.
Bu sonuçlar deksfenfluramin’in obez olgularda düşük kalorili diyete uyumu kolaylaştırarak vücut ağırlığı ve obeziteye eşlik eden metabolik komplikasyonları etkin bir şekilde azalttığını, obezitenin seks hormonları üzerindeki olumsuz etkilerini düzelttiğini, ayrıca insülin direncini kilo kaybından bağımsız olarak da azaltabildiğini göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Deksfenfluramin, obezite, insülin direnci, seks hormonları, karbonhidrat ve lipid metabolizması.

The efficacy of dexfenfluramine in the treatment of obesity: Its effects on insulin sensitivity, sex hormones, carbonhydrate and lipid metabolism
To determine the efficacy of dexfenfluramine in the treatment of obesity and associated metabolic abnormalities, 24 premenopausal obese women given a hypocaloric diet-plus-dexfenfluramine 30 mg daily (Group A) and 20 obese women given only hypocaloric diet (Group B) for 12 months were compared. Both groups were homogeneous with regard to age, body mass index and waist to hip ratio. In addition, to investigate whether dexfenfluramine modifies insulin sensitivity independently of weight loss, group A received only dexfenfluramine and group B only placebo (single blind) for 15 days before the initiation of the diet, and insulin sensitivity was measured by insulin tolerance test before and after this period.
After the first 15 days, insulin resistance was reduced significantly (p<0.01) in group A, whereas it did not change in group B. In group A, weight loss was continued to the 8th month and weight regain was not observed until the end of the study. In group B, weight loss was continued to the 4th month but weight regain was occured between the 6-12 months. After 12 months, initial body weight was decreased by 14.7 percent (p<0.001) in group A and by 2.2 percent (p<0.01) in group B; the resultant difference between the average body weights of the groups was significant (p<0.001). After 12 months, insulin resistance, serum levels of fasting insulin, total cholesterol, triglycerides, LDL-cholesterol, uric acid, free testosterone and the areas under the curve (AUC) for serum glucose and insulin during OGTT were decreased significantly, whereas serum levels of HDL-cholesterol and dehydroepiandrosterone sulfate were increased in group A, but none of them were changed in group B.
These results show that dexfenfluramine reduces body weight and associated metabolic abnormalities by contributing to the adaptation to a hypocaloric diet and, improves sex hormones profile and, decreases insulin resistance independently of weight loss in obese subjects.
Key Words : Dexfenfluramine, obesity, insulin resistance, sex hormones, carbohydrate and lipid metabolism.



HİPOGONADİZMLİ GENÇ ERKEKLERDE TESTOSTERON REPLASMANININ SERUM LİPİDLERİ VE VÜCUT KOMPOZİSYONU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Özer Açbay, M. Sait Gönen, Pınar Kadıoğlu, Sadi Gündoğdu

Hipogonadizmli genç erkeklerde testosteron replasmanının serum lipidleri, vücut kompozisyonu ve osteoblastik aktivite üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla; parenteral testosteron replasmanı uyguladığımız ve yaşları 17-25 arasında değişen hipogonadizmli 15 erkek olguda tedaviden önce ve tedavinin 8. ayında serum lipidleri ve biyoelektriksel impedans yöntemi ile vücut su miktarı, vücut yağ kitlesi ve yağsız vücut kitlesi, ayrıca serum osteokalsin düzeyi ölçüldü. Bulgular yaş ve vücut kitle indeksi yönünden eşlendirilen 15 sağlıklı erkek bireyin oluşturduğu kontrol grubunun sonuçları ile karşılaştırıldı.
Hipogonadizm grubunda tedaviden önce serum yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) kolesterol düzeyi ve vücut yağ kitlesi kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek, yağsız vücut kitlesi ise daha düşüktü. Normal serum testosteron düzeyini sağlayan replasman tedavisinin 8. ayında vücut ağırlığı, vücut su miktarı, yağsız vücut kitlesi ve serum osteokalsin düzeyi anlamlı olarak artarken, vücut yağ kitlesi ve serum HDL-kolesterol düzeyi anlamlı olarak azaldı.
Bu bulgular hipogonadizmli erkeklerde parenteral testosteron replasmanının artmış olan vücut yağ kitlesini azaltarak ve azalmış olan yağsız vücut kitlesini artırarak vücut kompozisyonunu normalleştirdiğini, osteoblastik aktiviteyi artırdığını, buna karşın normal değerlerin altına düşürmemekle birlikte HDL-kolesterol düzeyini azalttığını göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Hipogonadizm, testosteron, serum lipidleri, vücut kompozisyonu, osteokalsin.

The effect of testosterone replacement on serum lipids and body composition in young men with hypogonadism
To determine the effects of testosterone replacement on serum lipids, body composition and osteoblastic activity in young men with hypogonadism, we measured serum lipids, and total body water, fat-free mass and fat mass by bioelectrical impedance, and serum osteocalcin level in 15 men (aged 17-25 years) with hypogonadism before and at the 8th month of the intramuscular testosterone replacement therapy. The findings were compared with those of a control group consisting of 15 healthy men matched for age and body mass index.
The serum high density lipoprotein cholesterol (HDL-C) level and fat mass were significantly higher whereas fat-free mass was lower in the hypogonadism group than that in the control group. At the 8th month of the replacement therapy which had established a normal serum testosterone level, body weight, body water, fat-free mass and serum osteocalcin level increased significantly, whereas fat mass and serum HDL-C level decreased significantly.
These findings show that the intramuscular testosterone replacement therapy in hypogonadal men normalizes body composition by decreasing fat mass and increasing fat-free mass, and increases osteoblastic activity, and decreases serum HDL-C level.
Key words: Hypogonadism, testosterone, serum lipids, body composition, osteocalcin.



BOZULMUŞ GLİKOZ TOLERANSLI HİPERTANSİF OLGULARDA METFORMİN TEDAVİSİ: İNSÜLİN DUYARLILIĞI, KAN BASINCI KARBONHİDRAT VE LİPİD METABOLİZMASI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Özer Açbay, Sadi Gündoğdu

Bozulmuş glikoz toleranslı hipertansif olgularda metformin’in insülin duyarlılığı, kan basıncı, karbonhidrat ve lipid metabolizması üzerindeki etkileri 8 haftalık plasebo ve 8 haftalık metformin tedavilerinden oluşan tek kör bir çalışma ile 12 olgu (8 kadın, 4 erkek) üzerinde araştırıldı. Bulgular yaş ve cinsiyet yönünden eşlendirilen 15 sağlıklı bireyin oluşturduğu kontrol grubunun sonuçları ile karşılaştırıldı. İnsülin duyarlılığı intravenöz insülin tolerans testi (İTT) ile ölçüldü.
Bozulmuş glikoz toleranslı hipertansif grupta serum açlık insülin, total kolesterol, trigliserid, düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolesterol, ürik asid düzeyleri ve oral glikoz tolerans testindeki (OGTT) glisemi ve insülinemi alanları kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek, insülin duyarlılığı ve yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) kolesterol düzeyleri ise daha düşüktü. Plasebo tedavisinden sonra insülin duyarlılığı, kan basıncı ve diğer metabolik parametrelerin hiçbirinde anlamlı bir değişim olmadı. Metformin tedavisinden sonra insülin duyarlılığı (Kitt) anlamlı olarak artarken [Kitt : tedaviden önce: 1.58 (0.7-3.2) %/dakika, metformin tedavisinden sonra: 2.3 (1.1-3.6) %/dakika, p<0.001], sistolik ve diastolik kan basınçları anlamlı olarak azaldı (p<0.05). Serum açlık insülin, total kolesterol, trigliserid, LDL-kolesterol, ürik asid düzeyleri ve OGTT’deki glisemi ve insülinemi alanları da metformin tedavisi ile anlamlı olarak azaldı, HDL-kolesterol düzeyi ise arttı.
Bu sonuçlar bozulmuş glikoz toleranslı hipertansif olgularda metformin tedavisinin insülin direnci ve eşlik eden metabolik bozuklukları ve kan basıncını azaltarak daha olumlu bir kardiyovasküler risk profili sağladığını göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Metformin, bozulmuş glikoz toleransı, hipertansiyon, insülin duyarlılığı, karbonhidrat ve lipid metabolizması

The efficacy of metformin in the treatment of hypertensive subjects with impaired glucose tolerance: its effects on insulin sensitivity, blood pressure, carbohydrate and lipid metabolism
To investigate the effects of metformin on insulin sensitivity, blood pressure, carbohydrate and lipid metabolism in hypertensive patients with impaired glucose tolerance, 12 subjects (8 females and 4 males) were enrolled in a single-blind study encompassing 8 weeks of placebo and 8 weeks of metformin treatment. The findings were compared with those of 15 healthy subjects matched for sex and age. Insulin sensitivity was assessed by an intravenous insulin tolerance test (ITT).
Fasting plasma levels of insulin, total cholesterol, triglyceride, low density lipoprotein cholesterol (LDL-C), uric acid and the areas under the curve (AUC) for plasma glucose and insulin during oral glucose tolerance test (OGTT) were significantly higher whereas insulin sensitivity and high density lipoprotein cholesterol (HDL-C) were lower in the hypertensive patients with impaired glucose tolerance than those in the normal subjects.
There were no significant changes in insulin sensitivity, blood pressure and the other parameters following the placebo treatment. After the metformin treatment insulin sensitivity [the plasma glucose disappearance rate (Kitt)] increased significantly (Kitt: 1.58 (0.7-3.2) %/min [at baseline] versus 2.3 (1.1-3.6) %/min [after metformin], p<0.001) whereas both systolic and diastolic blood pressure decreased significantly (p<0.05). Fasting plasma levels of insulin, total cholesterol, triglyceride, LDL-C, uric acid and the AUC for plasma glucose and insulin decreased significantly, whereas HDL-C increased by the metformin treatment.
These results show that metformin treatment in hypertensive subjects with impaired glucose tolerance produces a more favorable cardiovascular risk profile by reducing insulin resistance and associated metabolic abnormalities and blood pressure.
Key words: Metformin, impaired glucose tolerance, hypertension, insulin sensitivity, carbohydrate and lipid metabolism.



FİBROKİSTİK MEME HASTALIĞI VE MEME KANSERİNDE ERİTROSİT SÜPEROKSİT DİSMUTAZ, KATALAZ VE GLUTATYON PEROKSİDAZ AKTİVİTELERİ
Lale Afrasyap, Sembol Türkmen, Güvenç Güvenen

Serbest radikallerin ve peroksitlerin biyolojik zararlı etkileri in vivo olarak enzimsel ve neoenzimsel antioksidatif koruyucu mekanizmalarla kontrol edilir. Antioksidan enzimler olan süperoksit dismutaz (SOD(CuZn), glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve katalaz (CAT) aktiviteleri fibrokistik meme hastalığı (n= 25) ve meme kanseri (n= 25) olan hastaların eritrositlerinde tayin edildi. Kanser hastalarında GSH-Px ve CAT aktiviteleri sağlıklı kontrollere (n=19) kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.001; p<0.001)(Değerler sırasıyla 190.48±27.15, 165.44±22.11 U/gHb ve 36.17±6.14, 28.84±5.44 U/gHb idi) (Ort±SD). Sonuçlar bu hastalarda H2O2 ve hidroperoksitlere karşı eritrosit antioksidan enzimatik aktivitelerin artmış olduğunu düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler:Meme kanseri, antioksidan enzimler.

Activities of superoxide dismutase, catalese and glutathione peroxidase in erythrocytes of patients with fibrocystic disease and breast cancer
The biological harmful effects of free radicals and peroxides are controlled in vivo by enzymatic and non-enzymatic antioxidative defense mechanism. As antioxidant enzymes superoxide dismutase SOD(CuZn), catalase (CAT) and glutathione peroxidase (GSH-Px) activities were determined in erythrocytes of patients with fibrocystic disease (n= 25) and breast cancer (n= 25) GSH-Px and CAT activities in cancer patients were significantly higher (p<0.001, p<0.001) in comparison to healty controls (n= 19) (Values were: 190.48±27.15, 165.44±22.11 U/gHb for GSH-Px; 36.17±6.14, 28.84±5.44 U/gHb for CATrespectively)(Mean±SD). Results suggest that erythrocyte antioxidant enzymatic activity against to H2O2 and hydroperoxides has been increased in these patients.
Key words:Breast cancer, antioxidant enzymes.



ERİTEMA NODOZUMDA KLİNİK VE HİSTOLOJİK İLİŞKİ
Ali Mert, Salih Pekmezci, Fehmi Tabak, Ali Dumankar, Erdal Diri, Cüyan Demirkesen, Yıldırım Aktuğlu

Eritema nodozum (EN)'un etiyolojik ilişkilerini araştırmak ve klinik olarak ENtanısının doğruluğunu belirlemek amacı ile Mayıs 1993-95 tarihleri arasında kliniğimize başvuran, bacaklarında eritemli nodositeleri olan 30 olgu ileriye dönük çalışmaya alındı.
Tüm olgularda ayrıntılı bir anamnez alınıp tam bir fizik muayene yapıldı, akciğer grafisi ve gerekli görülenlerde toraks-BT çektirildi. Bazı olgularda bronkoskopi ve nodozite biopsisi (21 olgu) yapıldı. Biopsi ile klinik tanı arasında ilişki Spearman's korelasyon testi ile hesaplandı.
Olgularımızın 28'i kadın, 2'si erkek, yaş ortalaması 39 (15-71) idi. Hastaların ateş (% 50), artralji (% 27), dermansızlık (% 13), kilo kaybı (% 13) ve artrit (%3) yakınmaları vardı. Tüm olgularda iki taraflı pretibial (çapları 1-25 cm, sayıları 2-40) deriden kabarık, kırmızı sıcak, basmakla çok ağrılı eritemli nodoziteler saptandı. Etyolojide geçirilmiş streptokoksik farenjit (% 17), primer tüberküloz (% 13), sarkoidoz (% 13), 1'er olguda ülseratif kolit ve Behçet hastalığı saptandı. Olguların 15 (% 50)'sinde ise tanı konulamadı. Biopsi yapılan 21 olgunun 20'sinde EN ile uyumlu h istoloji gözlendi. Klinik tanı ile histolojik tanı arasındaki ilişki ileri derecede anlamlı bulundu (p<0.01). Klinik tanının duyarlılığı ise % 95 olarak saptandı.
Bulgularımıza göre, geçirilmiş streptokoksik farenjit, primer tüberküloz ve sarkoidoz, saptanan etyolojinin % 87'sini oluşturdu. Serimizde biyopsi ile klinik tanı arasındaki uyumunun anlamlı olmasına karşın, EN dışındaki pannikülitlerin daha seyrek görülmesi nedeniyle, atlanılmaması için histolojik doğrulamanın da yararlı olacağı kanısındayız.
Anahtar kelimeler:Eritema nodosum, klinik, histoloji, etioloji.

The relation between the clinical and the histological diagnosis in erythema nodosum
Background and design: This study has been done prospectively on 30 patients with Erythema Nodosum (EN), who have applied to our outpatient clinic between May 1993-1995, with the aim of studing the etiopathogenesis of Erythema-Nodosum. In all cases a detail history and chest X-ray was obtained and a full physical examination was performed. A torax CT has been taken when required. Broncoscopy and a biopsy of the nodosity was performed in 21 cases. The relation between the biopsy and the clinical diagnosis was estimated by the Spearman's Correlation test.
Results: Our cases included 28 women and 2 man with a mean age of 39 (15-71). The patients complained of fever (50 %), arthralgia (27 %), weakness (13%), loss of weight (13 %) and arthritis (3 %). Bilateral painful and erythematous pretibial nodules were present in all of the cases. The diameter of the nodules ranged from 1-25 cm and their numbers were between 2-40. An antecedent of Streptococcal pharyngitis (17%), primery tuberculosis (13 %), sarcoidosis (13 %), ulcerative colitis (in one case) and Behçet's Syndrome (in one case) was detected in etiology. In 15 cases (50 %) etiology could not been detected. Biopsy was compatible with erythema nodosum in 20 of the 21 cases. The relation between the clinical and the histological diagnosis found to be extremely significant (p<0.001). We established that the sensitivity of the clinical diagnosis is % 95.
Conclusion: According to our results a history of Streptococcal pharyngitis, primery tuberculosis and Sarcoidosis is present in 87 % of our cases. We also belive that a histological confirmation of the clinical diagnosis would be useful since it would help to differentiate the other rare panniculitis syndromes.
Key words: Erythema nodosum, clinic, histology, etiology.



HASTA ÖTİROİD SENDROMUNDA TİROİD HORMON DÜZEYLERİ İLE MORTALİTE ARASINDAKİ İLİŞKİ
M. Akif Karan, Adil Azezli, Nilgün Erten, Sezai Vatansever, Şükrü Palanduz, Cemil Taşçıoğlu, Kerim Güler, Abdülkadir Kaysı

Sistemik hastalıkların seyrinde tiroid hormon düzeylerinde ortaya çıkan değişiklikler hasta ötiroid sendromu olarak adlandırılır. Çalışmamızda hasta ötiroid sendromlu hastalarda T3, T4 düzeyleri ile mortalite arasındaki ilişki olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Hastanede yattığı süre içinde kaybedilen 53 hastanın, ölümden önceki 12 saat içinde tiroid hormon düzeyleri saptandı ve hasta ötiroid sendromlu, ancak hastaneden sağ olarak ayrılan 50 hastanın tiroid hormon düzeyleri ile karşılaştırıldı. Mortal sonlanan hasta grubunun T3, T4 ve serbest T4 düzeyleri mortal olmayan gruba göre anlamlı olarak düşük bulunurken TSHdüzeyleri arasında farklılık saptanmadı. Bu sonuçlara göre T3 ve birlikte T4 düzeylerindeki düşüklüğün ciddi hastalık durumlarında önemli bir mortalite ölçütü olduğunu düşünüyoruz.
Anahtar kelimeler: Hasta ötiroid sendromu, mortalite.

The relationship between thyroid hormone levels and mortality in sick euthyroid syndrome
Sick euthyroid syndrome is an alteration of thyroid hormone values, which is seen in patients suffering from serious diseases. In this study, we aimed to research the relationship of the T3, T4 levels of the patients with sick euthyroid syndrome and mortality. We collected blood samples of 53 patients whom died during 12 hours and detected thyroid hormone levels. We compared these levels with 50 patients with sick euthyroid syndrome who survived and externed from hospital. It was found T3, T4 and FT4 levels of the patients who died were lower than the patients who survived. As a consequence, we conclude that the low T3 levels association with low T4 were mortality criterion for severely ill patients.
Key words: Sick euthyroid syndrome, mortality.



AKUT OTİTİS MEDİALI ÇOCUKLARDA KLARİTROMİSİN VE SEFAKLOR TEDAVİSİNE ALINAN YANITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Mustafa Metin Donma

T.C. Sağlık Bakanlığı Bakırköy Devlet Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran, 6 ay-12 yaş arası 89 akut otitis medialı çocuk, rastgele örnekleme yöntemiyle iki ayrı gruba ayrılarak; birinci gruba (n: 44) klaritromisin süspansiyon, günde iki kez 7.5 mg/kg/doz, ikinci gruba (n: 45) sefaklor süspansiyon günde üç kez 13.3 mg/kg/doz onar gün süreyle uygulandı. Tedavinin üçüncü gününde ve tedavinin tamamlanmasından 48 saat sonra kontrole çağrılan hastalar yakınmaları, klinik ve otoskopik muayene bulguları ile klinik iyileşme yönünden değerlendirildiler.
Tedavide başarı, klaritromisin verilen grupta % 90.9, sefaklor verilen grupta ise % 93.3 olarak bulundu. Gruplar arasında tedaviye yanıt açısından istatistiksel olarak önemli bir farklılık gözlenmedi (p>0.05).
Çalışmamızda, günde iki kez alım kolaylığı avantajının yanısıra, klaritromisinin, çocuklardaki akut otitis medianın tedavisinde, sefaklor tedavisine eşdeğer olduğu ve bu tedaviye alternatif bir tedavi olarak emin ve etkili bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler:Klaritromisin, sefaklor, akut otitis media.

Clarithromycin and cefaclor suspensions in the treatment of pediatric patients with acute otitis media
Background and Design: Acute otitis media (AOM) is one of the most common infections of childhood. The aim of this study was to compare the efficiacy and safety of a new oral suspension formulation of claritromycin against a standart treatment, cefaclor suspension, in the treatment of AOM in children.
Patients and Methods: A total of 89 patients with AOM, 6 months to 12 years of age, who referred to Ministry of Health, Bakırköy State Hospital, Outpatient Clinics of Pediatrics were eligible for participation. They were divided into two groups. Children in the first group (n: 44) received clarithromycin oral suspension at a dose of 7.5 mg/kg given twice daily for 10 days. Those in the second group (n: 45) received cefaclor suspension, 13.3 mg/kg given three times daily for 10 days. In addition to the pretreatment visit, two follow-up evaluations (clinical and autoscopic) were performed on the third day of the therapy and 48 hours after the last dose of the study drug. Patient clinical response and study drug compliance also were assessed during these evaluations.
Results: During study, overall clinical success rates were 90.9 % in the clarithromycin treatment group and 93.3 % in the cefaclor treatment group. No statistically or clinically significant differences were found between the treatment groups (p>0.05).
Conclusions: This study showed that claritromycin and cefaclor were similarly effective for the treatment of AOM in children. Aside from the advantage of its twice daily dosing which results in improved compiance, clarithromycin appears to be as safe and effective as cefaclor suspension for treatment of AOM in children. Finally, clarithromycin can be suggested as another alternative for the purpose.
Key words: Clarithromycin, cefaclor, acute otitis media.



SERONEGATİF BİR LYME HASTALIĞI OLGUSU
Deniz Suna, Ali Mert, Işıl Bavunoğlu, Recep Öztürk, Vecdet Tezcan

Bu yazıda seronegatif bir Lyme hastalığı olgusu sunulmuş ve konu ile ilgili literatürler gözden geçirilmiştir.
Anahtar kelimeler: Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi, seronegatiflik

A case of seronegative lyme disease
A case of seronegative Lyme disease is presented in this report and the medical literature related to the subject has been reviewed.
Key words: Lyme disease, Borrelia burgdorferi. seronegativity.



NEDENİ BİLİNMEYEN ATEŞ TABLOSU İLE SEYREDEN BİR SİSTEMİK WEBER-CHRISIAN HASTALIĞI OLGUSU
Aydın Tunçkale, Ali Mert, Ali Dumankar, Zerrin Calay, Yesari Karter, Fehmi Tabak, Yıldırım Aktuğlu

Özellikle iki taraflı tibia önyüzünde, klinik olarak derialtında eritema nodosum benzeri noduler lezyonları olan ve biyopsi örneğinde lobuler pannikülit saptanarak sistemik Weber-Christian hastalığı tanısı konan bir hasta sunulmaktadır.
Anahtar kelime: Weber-Christian

Unknown fever origin in a case systemi weber-christian disease
We described a patient with subcutaneus erythematous nodular lesions on especially bilateral pretibial area. The lesions were similar erytema nodosum. Skin biopsy specimens demonstrated lobular panniculitis and then systemic Weber-Christian disease diagnosed.
Key word: Weber-Christian.