Cilt 11 / No: 3 -4 / Mart - Nisan 1998

İSKEMİK İNMELİ GENÇ HASTALARDA MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU
M. Taner Gören, Rezzan Tuncay, Selahattin Umman, Berrin Umman, Fehmi Mercanoğlu, Cihangir Kaymaz, Oğuzhan Çoban, Faruk Erzengin, Saha Bahar, Kemalettin Büyüköztürk

TERM VE PRETERM BEBEKLERDE KRANİYAL SONOGRAFİ BULGULARI
H. Haldun Emiroğlu, Ender Aksüyek, Murat Palabıyık, Sultan Kavuncuoğlu, Hüseyin Aldemir, Cengiz Yavuz

ÜST GASTROİNTESTİNAL KANAMA İLE GELEN ÇOCUKLARDA HELİCOBACTER PYLORİ SIKLIĞI
Tülay Erkan, Tufan Kutlu, Fügen Çullu, Süha Göksel, Güngör T. Tümay

PEPTİK ÜLSER PERFORASYONLARINDA MORTALİTE VE MORBİDİTEYE ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Mehmet Yıldırım, Necmi Kurt, Zeki Memiş, Ayhan Çevik, Servet Süt, Nejdet Bildik, Mustafa Gülmen

KAN GRUPLARI, HLA-B5 VE HLA-B12 ANTİJENLERİ İLE DUODENAL ÜLSER ARASINDAKİ İLİŞKİ
Muammer Bilir, Bedii Berat Apaydın, Erkan Yılmaz, A. Kağan Zengin, Selçuk Köksal, Mustafa Taşkın, Bayram Kayabaşı, Ergun Erdoğan

PAROKSİSMAL NOKTÜRNAL HEMOGLOBİNÜRİLİ 11 HASTANIN KLİNİK VE HEMATOLOJİK YÖNLERİNİN İNCELENMESİ
Mustafa N. Yenerel, Meliha Nalçacı, Tanju Atamer, Yüksel Pekçelen

KOAH’LI HASTALARDA 6 DAKİKA YÜRÜME TESTİ SONRASI ARTER KAN GAZI VE EKG’DE P DALGA AMPLİTÜDÜNDE GÖRÜLEN DEĞİŞİKLİKLER
Bülent Tutluoğlu, Yaşar Yılmazkaya, Bülent Işık, Sibel Atış, Lale Nalvuran, Sevtap Şahin

TRİZOMİ 18 (EDWARD’S SENDROMU): ÜÇ OLGU SUNUMU
Nejat Narlı, Mehmet Satar, Dilara Süleymanova

İKİ N-HEKSAN POLİNÖROPATİ OLGUSUNDA SURAL SİNİR BİYOHSİSİNİN İNCELENMESİ
Yeşim Gülşen-Parman, A. Emre Öge

İNFANTİL MİYOFİBROMATOSİS
Emin Ünüvar, Demet Demirkol, Fatma Oğuz, Nesimi Büyükbabani, Müjgan Sıdal

SAĞLIK HİZMETİNDE INTERNET KULLANIMI
Efe Onganer, Ayşegül Yıldırım, Kemal Erkal



İSKEMİK İNMELİ GENÇ HASTALARDA MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU
M. Taner Gören, Rezzan Tuncay, Selahattin Umman, Berrin Umman, Fehmi Mercanoğlu, Cihangir Kaymaz, Oğuzhan Çoban, Faruk Erzengin, Saha Bahar, Kemalettin Büyüköztürk

İskemik inmeli genç hastalarda, mitral kapak prolapsusu (MVP)sıklığının yüksek olduğunu bildiren çalışmalar vardır. Bu çalışmanın amacı, serebrovasküler olay geçiren genç hastalarda, güncel ekokardiyografik tanı kriterleri ile MVP sıklığının araştırılmasıdır.
İlk kez iskemik inme geçiren ve önceden bilinen bir inme nedeni bulunmayan 29 ardışık genç hasta (21 erkek, 8 kadın; ortalama yaş 34±8.8 yıl, yaş aralığı 15-45 yıl)çalışmaya alındı; yaş ve cins bakımından eşleştirilmiş 26 kişilik kontrol grubu ile MVPsıklığı bakımından kıyaslandı. Tüm hastaların kraniyal bilgisayarlı tomografi ve/veya konvansiyonel anjiyografi yapıldı. ayrıca 26 hastaya, MRanjiyografi ve/veya konvansiyonel anjiyografi yapıldı. Hasta ve kontrol grubuna kardiyolojik muayene, ekokardiyografi ve transtorasik ekokardiyografi uygulandı. MVPtanısı iki boyutlu ekokardiyografi ile, parasternal uzun eksen yaklaşımda ve/veya apikal uzun eksen yaklaşımda bir veya her iki mitral yaprakçığın sistolde, mitral anüler planı sol atriyuma doğru belirgin olarak (>2 mm)geçtiğinin saptanması ile konuldu. Hasta grubunda, 2 hastada (%6.9)geçici iskemik atak saptandı; geriye kalan 27 olgunun inme etyolojisi, TOAST(“Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment”)kriterlerine göre belirlendi ve aşağıdaki şekilde bulundu:kardiyoembolizm 6 (%20.7), küçük damar hastalığı 4(%13.8), büyük damar hastalığı 3 (%10.3), nedeni belirlenemeyenler 9 (%31), birden fazla nedene sahip olanlar 1 (%3.4)ve diğer nedenler 4 (%13.8). Hasta grubunun 5’inde (%17.2)ve kontrol grubunun 2’sinde (%7.7)MVPsaptandı; aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Ön ve arka mitral yaprakçık kalınlıkları, hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (ön 2.9±0.8 mm, 2.4±0.7 mm, p<0.008; arka 2.9±0.7 mm,2.3±0.6 mm, p<0.005).
Sonuç olarak bu çalışmada, iskemik inmeli genç hastalar ile kontrol grubu arasında, MVPsıklığı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Anahtar kelimeler:İskemik inme, mitral kapak prolapsusu.

Mitral valve prolapse in young stroke patients
Background and design:There are studies reporting that the mitral valve prolapse (MVP)prevalence is high in young stroke patients. The purpose of this study was to investigate MVPfrequency in young stroke patients.
Methods:Twenty-nine consecutive young stroke patients (21 men, 8 women; mean age 34.5±8.8, range 15-45 years) who had their first ischemic event were evaluated end compared to 26 age and sex-matched controls regarding MVP frequency. Patients with a known cause for stroke and with heart disease were excluded. All patients had CT and/orMRI in addition, 26 patients had MRangiography and/or conventional cerebral angiography. Cardiological examination, ECG and transthoracic echocardiography were performed in both groups. MVPwas diagnosed by the two-dimensional echocardiography if a subject has significant (>2 mm)displacement in one or both mitral leaflet from anular plan during systole on parasternal long axis and/or apikal long axis approach.
Results:In the patient group, 2 patients (6.9 %) had transient ischemic atteck; the etiology of the stroke of the remainder, classified according to TOAST(Trial of Org 10172 in Acute Stroke Treatment) criteria, was as follows:cardioembolism 6 (20.7 %), small vessel disease 4 (13.4 %), large vesse disease 3 (10.3 %), undetermined etiology 9 (31 %), multiple etiologies 1 (4 %), unusual causes 4 (13.8 %). There were 5 subjects with MVPin the patient froup (17.2 %) and 2 in the control group (7.7 %); however, the difference was not significant. Anterior and posterior mitral leaflets were significantly thicker in the patients froup than in the control group (anterior:2.9±0.8 mm, 2.4±0.7 mm, p<0.008; posterior:2.9±0.7, 2.3 mm, 2.3±0.6 mm, p<0.005)
Conclusion:As a result, in this study, we could not find significant difference between young stroke patients and healthy control group in view of MVP prevalence.
Key words:Ischemic stroke, mitral valve prolapse.



TERM VE PRETERM BEBEKLERDE KRANİYAL SONOGRAFİ BULGULARI
H. Haldun Emiroğlu, Ender Aksüyek, Murat Palabıyık, Sultan Kavuncuoğlu, Hüseyin Aldemir, Cengiz Yavuz

Kraniyal sonografi yenidoğan döneminde, çok çeşitli merkezi sinir sistemi bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılmaktadır. Gestasyon yaşı 32 haftadan veya doğum tartısı 1500 gramdan daha düşük, orta ya da ağır derecede hasta ve herhangi bir nörolojik kusuru olan bebeklerde endikedir. Term ve preterm bebeklerdeki serebral değişikliklerin sıklığını araştırmak amacıyla 300 yenidoğan bebek, ultrason odasında kimyasal sonografi ile incelendi. Sonografik olarak 205 bebek normal, 95 bebek anormal bulundu. Gestasyon yaşı 32 hafta ve daha küçükler ile doğum tartısı 1500 gram ve daha az olan bebeklerde serebral patolojilere daha sık rastlandı. Periventriküler-intraventriküler patolojinin en sık patolojik bulgu olduğu belirlendi. Prematüreliğe eklenen sorunları (hyalen membran hastalığı, kongenital kalp hastalığı, perinatal asfiksi, sepsis)varsa periventriküler intraventriküler kanama sıklığının arttığı görüldü.
Anahtar kelimeler:Prematüre, yenidoğan, kraniyal sonografi.

Cranial sonographic findings in fullterm and preterm babies
Background and Design:Cranial sonography being used to evaluate a wide variety of central nervous system (CNS)abnormalities in the neonate. Indications for scanning are in infants less than approximately 32 weeks of gestation or < 1500 g body weight or have been moderate or severe illnesses, and clinical neurological abnormalities.
Methods:Three hundred preterm or fullterm infants (gestationages 27-41 weeks, mean 33.7 weeks; birth weights 600-4450 g, mean 2097.4 g)were studied by cranial ultrasound during the neonatal period for demonstrating incidence of CNS abnormalities. All patients were transported to the real-time ultrasound scan room in a transport isolate.
Results:The neonatal scans were normal in 205 infants and abnormal in 95. Increased the incidences of cerebral abnormalities were seen in live-born infants whose birth weights were less than 1500 g or gestation less than 32 weeks. Periventricular-intraventricular haemorrhage (PV-IVH)was the most frequent neurologic disorder in this study.
Conclusion:We have found that PV-IVHis more likely to occur with another disease such as hyaline membrane disease, congenital heart disease,asphyxia of neonatorum, or septicaemia.
Key words:Premature neonate, newborn infant and cranial sonography.



ÜST GASTROİNTESTİNAL KANAMA İLE GELEN ÇOCUKLARDA HELİCOBACTER PYLORİ SIKLIĞI
Tülay Erkan, Tufan Kutlu, Fügen Çullu, Süha Göksel, Güngör T. Tümay

Helicobacter pylori gastriti olan çocuklar karın ağrısı, kusma veya hematemez-melena yakınmaları ile gelebilirler. Bu çalışmada 1992-1997 yılları arasında üst gastrointestinal kanama nedeni ile endoskopi yapılmış çocuklarda retrospektif olarak Helicobacter pylori pozitifliği irdelendi.
Endoskopi yapılan 1350 hastadan 147’si kanama nedeni ile gelmişti. Yüzonbeş olguda Helicobacter pylori varlığı araştırılmış ve 55’inde pozitif bulunmuştu. Helicobacter pylori varlığı araştırılmış olguların yaş ortalaması 7.5 yaş olup, 73’ü erkekti. Elli beş olgunun 16’sında aynı zamanda aspirin kullanımı, ikisinde portal hipertansiyon mevcuttu. Yirmiiki olguda karın ağrısı öyküsü vardı. Helicobacter pylori pozitif olguların %80’inde endoskopik olarak gastrit saptandı. Bu olguların %65’inde antrumda nodüler görünüm mevcuttu. Sadece Helicobacter pylori pozitif olup, aspirin öyküsü olmayan 38 olgunun beşi duodenumda olmak üzere sekizinde, sadece aspirin alımı olup Helicobacter pylori negatif 21 olgunun ikisinde duodenumda ülser görüldü.
Kanama ile gelen olguların %33’ünü yalnız başına Helicobacter pylori oluşturduğuna ve bunların %60’ında karın ağrısı öyküsü olmadığına göre, Helicobacter pylori pozitif saptanan olguların tedavi edilmesi gerektiği düşünüldü.
Anahtar kelimeler:Gastrointestinal kanama, Helicobacter pylori, duodenal ülser.

The relation between upper gastrointestinal bleeding and helicobacter pylori
Children with Helicobacter pylori gastritis may present the complaints of epigastric pain, vomiting and hematemesis or melena. In this study, the positivity of Helicobacter pylori was investigated retrospectively among the patients who have undergone endoscopic examination for upper gastrointestinal bleeding between 1992-1997.
Among 1350 patients who have been investigated by endoscopy 147 were admitted to hospital with bleeding in whom 115 were investigated for Helicobacter pylori and 55 cases were found to be positive. The mean age of the Helicobacter pylori detecting population was 7.5 years, 73 were being male. In 2 of 55 cases, there was portal hypertension, and 16 patients described aspirin intake before bleeding. Twenty-two cases presented with epigastric pain. Gastritis was identified in 80%of Helicobacter pylori positive patients by endoscopy. Antral nodules were present in 65%of this group. In 38 cases who were positive for Helicobacter pylori and who did not have any history of aspirin intake, 8 patients presented ulcer, 5 of them were of duodenal type. Four of our 21 cases who had a history of aspirin intake and who were negative for Helicobacter pylori, showed duodenal ulcer.
As the Helicobacter pylori was the cause of bleeding in approximately 33%of cases and there was no history of abdominal pain in 60%of this population, it would be logical to treat the patients who were positive for Helicobacter pylori.
Key words:Gastrointestinal bleeding, Helicobacter pylori, duodenal ulcer.



PEPTİK ÜLSER PERFORASYONLARINDA MORTALİTE VE MORBİDİTEYE ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Mehmet Yıldırım, Necmi Kurt, Zeki Memiş, Ayhan Çevik, Servet Süt, Nejdet Bildik, Mustafa Gülmen

Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Cerrahi Polikliniklerine Eylül 1989-Eylül 1995 tarihleri arasında peptik ülser perforasyonu nedeni ile 267’si erkek (%91.8)24’ü kadın (%8.2)olmak üzere toplam 291 hasta başvurmuştur. Hastalarımız yaş, cinsiyet, ülser öyküsü, ciddi yandaş hastalık, preoperatif şok, müracatta gecikme ve jeneralize peritonit prognostik faktörleri irdelenerek retrospektif olarak analize edilmişlerdir. Hastalarımızın 210’una primer stür omentoplasti (%72.1)diğer 81 hastamıza defitinif operasyon (%27.9)uygulanmıştır. Mortalite oranımız % 2.7(8 hasta)dir.
Sonuç olarak seçilen ameliyat tekniği mortaliteyi etkilememektedir. Kronik ülser perforasyonlu ve düşük riskli hastalara definitif cerrahi girişim uygulanmasının yararlı olacağı kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler:Peptik ülser perforasyonu.

Factors affecting the mortality and morbidity in peptic ulcer perforations
In Kartal Education and Research Hospital a total of 291 patients applied to the emergency surgery outpatient department between September 1989 and 1995 because of peptic ulcer perforation. 267 patients were male (91.8%) and 24 patients were female (8.2 %). Patients were analyzed according to age, sex, ulcer history, serious systemic disease, preoperative shock, delayed in application and generalized peritonitis with the examination of prognostic factors retrospectively. Primary suture omenthoplasty and definitive operation was performed to 210 (72.1 %) and 81 (27.9 %) patients respectively. Mortality was 2.7 %(8 patients).
As a result our opinion is that surgery technic doesn’t affect the mortality. In patients with chronic ulcer perforation and having low risk, definitive surgery will be helpful in treatment.
Key words:Peptic ulcer perforation.



KAN GRUPLARI, HLA-B5 VE HLA-B12 ANTİJENLERİ İLE DUODENAL ÜLSER ARASINDAKİ İLİŞKİ
Muammer Bilir, Bedii Berat Apaydın, Erkan Yılmaz, A. Kağan Zengin, Selçuk Köksal, Mustafa Taşkın, Bayram Kayabaşı, Ergun Erdoğan

Amaç:HLAsistemi antijenlerinin birçok hastalıkla ilişkisi kesinlik kazanmıştır.
Duodenal ülserin ortaya çıkması ile kişinin HLA-B5, HLA-B12 doku antijenlerine ya da bazı kan gruplarına sahip olması arasındaki ilişki çeşitli toplumlarda araştırılmış bazı çalışmalarda HLAantijenleri ile duodenal ülser arasında bir ilişki saptanırken bazı çalışmalarda bu ilişki saptanmamıştır. Türk erkeklerini konu alan bu araştırmada duodenal ülserin ortaya çıkma sıklığının bazı doku antijenleri ve kan gruplarına sahip olunması ile ilişkisini araştırdık.
Gereç ve Yöntem:Çalışmada duodenal ülseri olan 36 erkek hasta grubunu ve gastrointestinal yakınması olmayan gönüllü böbrek vericisi 36 sağlıklı erkek kontrol grubunu oluşturdu. Tüm hastalara mide-duodenum grafisi çekildi ve ülser tanısı endoskopik olarak doğrulandı. Her iki gruptaki hastalarda Terasaki yöntemi ile HLA-B5 ve HLA-B12 doku antijenlerinin varlığı araştırıldı ve kan grubu belirlendi.
Bulgular:36 duodenal ülserli hastanın 12’sinde HLA-B5, ikisinde de HLA-B12 antijenleri pozitif bulundu. 17 hasta 0 kan grubuna sahipti.
Kontrol grubunda ise 7 olguda HLA-B5, 5 olguda HLA-B12 pozitif idi. 0 kan grubu 8 olguda mevcuttu.
Sonuç:Kan grupları bakımından yapılan değerlendirmede, anlamlı derecede çok sayıda duodenal ülser hastasının 0 kan grubuna sahip olduğu belirlendi (p<0.05). HLA-B5 doku grubu taşıyanların duodenal ülser geliştirme riski anlamlı derecede yüksek bulundu (Rölatif Risk= 2.1>1). HLA-B12 antijeni ile duodenal ülser arasında benzer bir ilişki saptanmadı (RR <1).
Anahtar kelimeler:HLA, duodenal ülser, Türk erkekleri.

The relationship between the duodenal ulcer hla-b5, hlaB12 antigens and blood groups
Objective:The definite associations between HLA gene products and diseases have been observed in several population studies. The class I antigens of the HLA system and ABOblood groups antigens are present on leukocytes, thrombocytes and tissues. The relationship between HLA system and blood groups in association with duodenal ulcer has been investigated in many studies from several countries and showed different results.
In this study we aimed to show the relationship between duodenal ulcer, HLA-B5, B12 antigens and blood groups in Turkish population.
Materials and Methods:The patient group consisted of 36 men with duodenal ulcer and the control group consisted of 36 healthy men who were candidates as donors for renal transplantation.
All patients underwent thorough investigations of the upper gastrointestinal tract with series of barium graphies and endoscopic examination. The diagnosis of the duodenal ulcer was confirmed endoscopically. Blood typing was performed in all patients and HLA antigens were investigated with Terasaki microlymphotoxicity testing.
Results:The blood group 0 was detected in 17 patients with duodenal ulcer and in 8 controls. HLA-B5 antigen was present in 12 patients with duodenal ulcer and in 7 controls. HLA-B12 antigen was detected in 2 patients with duodenal ulcer and in 5 controls.
Conclusion:The blood group 0 was significantly frequent in patients with duodenal ulcer (p<0.05). Relative risk (RR) for HLA-B5 positivity was increased in patients with duodenal ulcer (RR= 2.1>1). However, no correlation was detected for HLA-B12 antigen in these patients (RR < 1).
Key words:HLA, duodenal ulcer, Turkish men.



PAROKSİSMAL NOKTÜRNAL HEMOGLOBİNÜRİLİ 11 HASTANIN KLİNİK VE HEMATOLOJİK YÖNLERİNİN İNCELENMESİ
Mustafa N. Yenerel, Meliha Nalçacı, Tanju Atamer, Yüksel Pekçelen

Bu çalışmada paroksismal noktürnal hemoglobinüri (PNH)tanısı konulmuş olan 11 hastanın başlangıç klinik ve laboratuvar bulguları, klinik seyri ve tedavi özellikleri incelendi. PNHtanısı konduğu sırada yaşları 17 ile 65 (ortanca:33)arasında değişen yedisi kadın, 11 hasta 4 ile 180 ay (ortanca 48 ay)takip edildiler. Altı hastaya 4 ile 174 ay önce aplastik anemi tanısı konmuştu. Bu hastalara median 30 ay (ort:52 ay)sonra, özellikle hemolizi düşündüren klinik ve laboratuvar bulgularının gelişmesi üzerine yapılan tetkiklerle PNHtanısı kondu. Altı hastanın tümünde CD55 ve/veya CD59 eksprese etmeyen granülosit ve/veya lenfositlerin anlamlı oranda artmış olduğu belirlendi. Bir hastada pansitopeni ile birlikte retikülositoz ve LDHyüksekliği de saptandığında, intravasküler hemoliz bulguları ve/veya trombotik olaylar mevcutsa PNHdüşünülmelidir. Aplastik anemi tanısıyla imunosupresif tedavi yapılarak düzelme sağlanan hastalarda daha sonra PNHgelişebileceği unutulmamalıdır. Bu hastaların takiplerinde sitopenilerinin ağırlaştığı ya da yeniden belirdiği dönemlerde de retikülosit ve LDHtakipleri yapılmalı, gerektiğinde Ham testi uygulanmalı, akım sitometresinin tanıda çok değerli olduğu unutulmamalıdır.
Anahtar kelimeler:Paroksismal noktürnal hemoglobinüri.

Clinical and hematological study of 11 patients with paroxysmal nocturnal hemoglobinuria
In this study, presenting symptoms, laboratory findings and clinical course of eleven patients with paroxysmal nocturnal hemoglobinuria (PNH)were studied. The median age was 33 (range, 17 to 65; 5 females and 6 males). Six patients were diagnosed as aplastic anemia (AA)before PNHdeveloped. In these patients diagnosis of PNHwas established with emerging evidence of hemolysis during their follow up periods, 4 to 174 months (median 30 months), after the diagnosis of AA. Increased percentage of CD55 and/or CD59 defective lymphocytes and/or granulocytes were found in all of these patients. If reticulocytosis and elevated serum LDHlevels, intravascular hemolysis findings and/or thrombotic episodes are found in a patient with pancytopenia, diagnosis of PNHshould be considered. It is important to bear in mind that PNHmay develop in patients with AA particularly treated with immunosupressive agents. Reticulocyte counts, serum LDHlevels, acid hemolysis test and flow-cytometric analysis of GPIanchored molecules should be performed during the follow up period.
Key words:Paroxysmal nocturnal hemaglobinuria.



KOAH’LI HASTALARDA 6 DAKİKA YÜRÜME TESTİ SONRASI ARTER KAN GAZI VE EKG’DE P DALGA AMPLİTÜDÜNDE GÖRÜLEN DEĞİŞİKLİKLER
Bülent Tutluoğlu, Yaşar Yılmazkaya, Bülent Işık, Sibel Atış, Lale Nalvuran, Sevtap Şahin

KOAH’lılarda egzersiz performansı özellikle ileri dönemlerde azalma göstermektedir. KOAH’lılarda egzersiz performansını değerlendirmek için kullanılan bisiklet ergometresinin genellikle günlük egzersiz kapasitesini yansıtmadığı kabul edilmektedir. Günlük egzersiz esnasında KOAH’lılarda hipokseminin arttığı ve bunun yanı sıra bazı kardiak problemler ortaya çıktığı bilinmektedir. Biz bu çalışmada KOAHtanısı konmuş toplam 26 hastada günlük fiziksel aktiviteyi yansıttığını inandığımız 6 dakika yürüme testlerinin arter kan gazları ve EKG’de p dalga amplitüdü ve genişliği üzerine olan etkilerini incelemeyi amaçladık. Bu amaçla hastaların nabız sayıları kaydedilip, aynı anda EKG’leri çekilirken, arter kan gazları alındı. Daha sonra Kliniğimizin 25 metrelik koridorunda bir gözlemci eşliğinde normal kendi süratleriyle 6 dakika yürümeleri sağlandı. Yürüyüşün bitiminden hemen sonra vakit geçirilmeden 30 saniye içerisinde EKG ve arter kan gazları tekrar yapıldı. Aynı testler benzer özelliklere sahip sağlıklı 12 kişiye de uygulandı. 26 hastanın 20’sinde egzersizle PaO2 değerlerinde anlamlı düşmeler gözlendi. Bu grupta PaO2 egzersiz öncesi 72.95±9.23 iken egzersiz sonrası bu değer 65.0±11.77 mmHg’ya düşmüştür. Sonuç olarak egzersiz sonunda KOAH’lıların büyük bir çoğunluğunda PaO2’de anlamlı düşmeler olduğu bunun yanısıra hastaların bir kısmında egzersiz sonrası EKG’de p dalga boyu ve amplitüdlerinde artma olduğu tesbit edilmiştir.
Anahtar kelimeler:KOAH, 6 dakikalık yürüme testi, EKG.

Changes in arterial blood cases and ecg p wave amplitudes after 6 minutes walking test in copd patients
Background:Exercise performance in patients with COPDtends to decrease in time. Although bicycle ergometry test is used widely for the evaluation of exercise performance in COPDpatients, it is accepted that it does not reflect the real exercise capacity of these patients. For this purpose more simple and reliable tests like 6-10-12 minute walking tests can be used for the determination of exercise capacity in COPD. In this study we aimed to study the effects of 6 minute walking test on arterial blood gas tensions and p wave height and width at ECG in COPDpatients.
Materials and methods:26 COPDpatients were included in the study. After taking basal ECG and arterial blood samples they were asked to walk by their own speed on the corridors of our Clinic for 6 minutes. At the end of the test ECG and blood gas analysis was done again. 12 healthy controls with the same age and sex characteristics were included in the study as a control group.
Results:20 out of 26 patients showed a decrease at PaO2 values after exercise. In this group mean PaO2 before exercise was 72.95±9.23 and after exercise it was 65.0±11.7. Also 6 out of 20 patients showed a significant increase at p wave amplitude and width after the exercise.
Conclusion:Most of the patients with COPD showed diminished PaO2 values after exercise and besides, the height and width of Pwave in ECGincreased after the exercise test in some patients. This reminded us that patients with COPDcan develop severe cardiac changes during exercise even if they don’t have a frank cardiac disorder.
Key words:COPD, 6 minute walking test, exercise, ECG.



TRİZOMİ 18 (EDWARD’S SENDROMU): ÜÇ OLGU SUNUMU
Nejat Narlı, Mehmet Satar, Dilara Süleymanova

Edward’s sendromu, otozomal trizomiler arasında ikinci sıklıkta, yaklaşık 1/8000 doğumda görülen, intrauterin gelişme geriliği, kraniofasiyal disformizm, parmaklarda fleksiyon deformitesi ve rocker-bottom feet gibi ekstremite malformasyonu, çoğunlukla ventriküler septal defekt olmak üzere konjenital kalp ve böbrek anomalileri ile karakterize bir sendromdur. Olguların çoğu kardiak nedenlerle yenidoğan döneminde kaybedilir. Burada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde son üç yıllık dönemde izlenen üç Edward’s sendromu olgusu sunulmuştur. Karakteristik yüz görünümlerine sahip olan bebeklerin tümünde kardiak anomali vardı. Düşük doğum ağırlığı, rocker-bottom feet, düşük kulak ve göz anomalisi ikişer olguda bulunurken, bir olguda ek olarak fleksiyon deformitesi ve renal anomali vardı. Bir olgu ailenin isteği ile taburcu edilirken, eksitus olan diğer iki olgudan birine otopsi yapıldı.
Anahtar kelimeler:Trizomi 18.

Trisomy 18 (Edward’s syndrome): three case reports
Trisomy 18 is second to trisomy syndromes in frequency, occuring in about 1 in 8000 live births. This syndrome is characterized intrauterine growth retardation, craniofacial dysmorphysim, flexion deformity of fingers and rocker-bottom feet, cardiac anomaly including mostly ventricular septal defect and renal malformations. A large proportion of babies with trisomy 18 die in the neonatal period, as a result cardiac problems. In this study presented three trisomy 18 patients in Çukurova University Neonatal Intensive Care Unit the last three years. All of trisomy patients had characteristic craniofacial features and cardiac malformations. Two cases of babies had intrauterine growth retardation, rocker-bottom feet, low-set malformed auricles and eyes anomalies. One of babies had additional flexion deformities and renal malformations. One patient were discharged with own parents. Another two cases died and one of two had performed autopsy.
Key words:Trisomy 18.



İKİ N-HEKSAN POLİNÖROPATİ OLGUSUNDA SURAL SİNİR BİYOHSİSİNİN İNCELENMESİ
Yeşim Gülşen-Parman, A. Emre Öge

n-Heksan yapıştırıcılarda ve bazı kimyasal çözücülerde kullanılan toksik bir maddedir. Bu toksik maddeye bağlı olarak rastlanılan polinöropati tablosu çalıştıkları iş kollarında n-heksan içeren yapıştırıcıları kullananlarla, uçucu madde bağımlılarında görülür. Belirtiler subakut olarak parestezilerle başlar. Daha sonra tabloya duyu kaybı, ardından da motor zaaf eklenir. Histopatolojik olarak aksonlar nörofilament birikimiyle şişkin görülmekte, bu da “dev aksonal nöropati”görüntüsüne neden olmaktadır. Bu nöropati ülkemizde halen iyi havalandırılamayan yerlerde çalışan ayakkabı ve çanta yapıştırıcılarında görülebilmektedir. Söz konusu iş kolunda çalışan iki olgu, n-heksan nöropatisini diğer edinsel demiyelinizan nöropatilerden ayırt etmede önemli yeri olan sural sinir biyopsisi sonuçlarıyla sunulmaktadır.
Anahtar kelimeler:n-heksan, dev aksonal nöropati.

Sural nerve histopathology in two n-hexane polyneuropathy cases
n-Hexane is a toxic substance used in glues, lacquers and cleaning solvents. Exposure thus relates to occupation or results from intentional inhalant abuse. Symptoms progress slowly or subacutely, paraesthesias and sensory loss being followed by motor deficitis. The outstanding pathological feature is segmental distention of axons by packed masses of neurofilaments. Accumulations tend to occur preferentially in the paranode. This set of pathologic findings is often referred to by the generic use of the term “giant axonal neuropathy”. We present two cases of n-hexane neuropathy, with their sural biopsies.
Key words:n-hexane, giant axonal neuropathy.



İNFANTİL MİYOFİBROMATOSİS
Emin Ünüvar, Demet Demirkol, Fatma Oğuz, Nesimi Büyükbabani, Müjgan Sıdal

İnfantil miyofibromatosis, iskelet-kas sisteminde ve iç organlarda mezenkimal kaynaklı tümoral oluşumlarla karakterize nadir görülen bir hastalıktır. Yenidoğan döneminde sırtta saptanan bir nodül nedeniyle başvuran ve miyofibromatosis tanısı alan bir vaka sunulmaktadır.
Olgu:14 günlük süt çocuğu, yenidoğan döneminde sırtta, sağ skapula altındaki nodülün çıkartılması; histopatolojisinde de miyofibromatosis düşünülmesi üzerine ayrıntılı tetkiki için gönderildi. Muayenede diğer bölgelerde herhangi bir nodül gözlenmedi. Kemik grafilerinde tüm uzun kemiklerin metafiz bölgelerinde yaygın, düzgün sınırlı ışın geçirgen alanlar görüldü. Histopatolojisinde dermiste demetler oluşturan eozinofilik sitoplazmalı iğsi uzantılı hücreler saptandı. İmmunohistokimyasal incelemede anti düz kas aktini ile kuvvetli sitoplazmik boyandığı saptandı. İğsi hücrelerin etrafındaki endotel hücreleri anti CD34 ile boyanmaktaydı. Vakanın kranial MRIincelemesinde dural bölgede İMile uyumlu tümoral yapılar gösterildi. İç organların MRItetkiki normaldi.
Süt çocukluğu döneminde vücudun bir veya birçok bölgesinde fibröz doku tümörleri ile başvuran vakalarda infantil miyofibromatosis tanısı unutulmamalıdır.
Anahtar kelimeler:Sütçocuğu, infantil miyofibromatosis, fibröz tümör.

Infantile myofibromatosis
Infantile myofibromatosis (IM)is a rare disease characterised with fibrous tumors in skeletal and visceral tissues. A case diagnosed as IMin newborn period is presented.
Case:The patient was admitted to our Outpatient Clinic with a fibrous tumor that was histopathologicaly diagnosed as IM. There were no visible fibrous tumors in other parts of the body. On X-ray films areas of located rarefaction at the ens of the long bones were demonstrated. The smear from the fibrous tumor shown fusiform cells that stained with anti smooth-muscle-antibody (ASMA). Endothelial cells located in peripheral sites of the tumor cells positively reacted with anti-CD34 antibody. A fibrous tumor located in dura mater was also detected on cranial MRI. Visceral MRIwas normal.
Infantile myofibromatosis is one of the major causes fibrous tumors in infancy.
Key words:Infantile, myofibromatosis, fibrous tumors.



SAĞLIK HİZMETİNDE INTERNET KULLANIMI
Efe Onganer, Ayşegül Yıldırım, Kemal Erkal

Bilim dünyasını, bilim adamları arasındaki uzaklıklar gözönüne almadan biraraya getirmek için en önemli araç olan Internet, kaliteli ve etkin sağlık hizmetine ulaşmak üzere gerekli çalışma ve araştırmalara konu olmaktadır.
Türk sağlık profesyonellerini Internet üzerinde bir araya getirerek kaliteli sağlık hizmeti üretmenin yollarını aramayı hedeflemeli, aynı zamanda sağlık bilgisi arayan insanlarımıza da güvenilir bilgiyi sunmayı amaçlamalıdır.
Anahtar kelimeler:Internet, sağlık.

Internet in health-service
Internet, which is the arca of study to promote a better health-care service has also been an important tool used to breakdown barriers between scientist throughout the world to enhance more interaction among them.
Turkish health professionnals must be brought together on the Internet in order to seek ways to promote health care, while fullfilling the aim of adressing the needs of laypeople to reach qualified health information.
Key words:Internet, health.