Cilt 12 / No: 3 - 4 / Mart - Nisan 1999

STEREOTAKSİK İİAB VE İĞNE BİYOPSİSİNİN MAMMOGRAFİDE SAPTANMIŞ NONPALPABL MEME LEZYONLARINDAKİ TANI DEĞERİ
Murat Erkan, Fügen Vardar Aker, Alper Arman, Ümit İnce

ANTİSPERM ANTİKORLARI İLE SPERM MOTİLİTESİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİ
Yeşim Budak, Gülbuğ Işıtman, Yavuz Taga

KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONUNDA HASTA VE VERİCİ SEÇİMİNDE HLA-DRB VE DPB1 GENOTİPLEMESİ
Fatma Savran Oğuz, Mahmut Nezih Çarin

POLİKİSTİK OVER SENDROMLU BİREYLERDE İNSÜLİN DİRENCİ İLE BİRLİKTE ÇEŞİTLİ KARDİYOVASKÜLER RİSK FAKTÖRLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Tevfik Sabuncu, Ender Arıkan, Pınar Kadıoğlu, Özer Açbay, Hüsrev Hatemi

AKUT TONSİLLOFARENJİTLİ HASTA POPÜLASYONUNDA BETA HEMOLİTİK STREPTOKOKLARIN GÖRÜLME SIKLIĞI GRUPLANDIRILMASI VE ANTİBİYOTİK DUYARLILIK ÖZELLİKLERİNİN ARAŞTIRILMASI
Haydar Yıldırım, Gülden Özsoy Hitit, Paşa Göktaş, Serap Şimşek

KALP-DAMAR CERRAHİSİNDE MATEMATİK MODELLEMENİN YERİ
Nilgün Ulusoy Bozbuğa, Lale Akarun, Esat Akıncı, Kayıhan Şahinoğlu, Zafer Arı, Adnan Öztürk, Cevat Yakut

VÜCUT KİTLE İNDEKSİ’NİN SERUM FRUKTOZAMİN DÜZEYİNE ETKİSİ
Osman Çağlayan

TOKSİK MEGAKOLONUN CERRAHİ TEDAVİSİ
Cüneyt Kayaalp, Mehmet Çağlıkülekçi, Haldun Gündoğdu, Sezai Yılmaz

KATI ATIK TOPLAMA BİRİMLERİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLERDE SOLUNUM FONKSİYON TESTLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Halim İşsever, H. Hilmi Sabuncu, Atilla Uysal

TİKLOPİDİNE BAĞLI AGRANULOSİTOZ OLGU BİLDİRİMİ
Ali Çetinkaya, M. Cem Ar, Şeniz Öngören, Hasan Küçükyılmaz, Burhan Ferhanoğlu

LUPUS PERNİO İLE SEYREDEN ÜÇ SARKOİDOZLU OLGU
Muammer Bilir, Sevtap Sipahi, Rabia Pişiriciler, Tülin Çağatay, Halil Yanardağ, Sabriye Demirci, Hilal Akı, Tuncer Karayel

BÜLLÖZ HASTALIKLARDA ANESTEZİK YAKLAŞIM (İKİ OLGU NEDENİYLE)
Fatiş Altıntaş, Yusuf Tunalı, Özlem Demirci, Çiğdem Yardımcı, Akın Yücel



STEREOTAKSİK İİAB VE İĞNE BİYOPSİSİNİN MAMMOGRAFİDE SAPTANMIŞ NONPALPABL MEME LEZYONLARINDAKİ TANI DEĞERİ
Murat Erkan, Fügen Vardar Aker, Alper Arman, Ümit İnce

Bu çalışmada stereotaksik yöntemle yapılan meme biyopsilerinin tanı değeri araştırılmış ve nonpalpabl meme lezyonlarında stereotaksik İİAB veya iğne biyopsisinin cerrahi biyopsilerin yerini alıp alamayacağı belirlenmeye çalışılmıştır.
Mammografide saptanmış nonpalpabl meme lezyonu olan 48 olgunun 22’sinde (% 45.8) iğne biyopsisi; 28’ine (% 58.3) İİAB; 15’ine (% 31.2) karbonla işaretlenerek eksizyonel biyopsi uygulandı. Stereotaksik İİAB’nin özgüllüğü % 100, duyarlığı % 90, genel doğruluk oranı % 96.4, stereotaksik iğne biyopsisinin özgüllüğü % 100, duyarlılığı % 83.3, genel doğruluk oranı % 81.8 olarak bulunmuştur. Karbon işaretlenerek yapılan eksizyonel biyopsilerdeki yetersizlik oranı % 13.3’tür.
Bu çalışmada ortaya çıkan sonuçlara göre stereotaksik İİAB, nonpalpabl meme lezyonlarının değerlendirilmesinde cerrahi biyopsilere yakın sonuç vermektedir. Çalışmamızda stereotaksik iğne biyopsisinin İİAB’ye göre belirgin derecede bir üstünlük göstermemesinin nedeni kullanılan iğnelerin ve alınan örnek sayılarının belirtilen standartlara uygun olmaması nedeniyle ortaya çıkan oldukça yüksek (% 18.2) yetersizlik oranıdır.
Anahtar Kelimeler: Nonpalpabl meme lezyonları, Stereotaksik İİAB, Stereotaksik iğne biyopsisi

Diagnostic value of stereotaxic needle core biopsy and fine needle aspiration biopsy in mammographically detected nonpalpable breast lesions
This study is undertaken to investigate the diagnostic value of stereotaxic breast biopsies and to find out if stereotaxic FNAB or needle-core biopsy could replace surgical biopsies in nonpalpable breast lesions.
Of 48 cases who had mammographically detected nonpalpable breast lesions, stereotaxic FNAB was applied to 22 (45.8 %) cases, stereotaxic needle-core biopsy to 28 (58.3 %) cases, excisional biopsy following carbon injection to 15 (31.2 %) cases. The specificity of stereotaxic FNAB was 100 %, sensitivity 90 %, diagnostic accuracy 96.4 %. The specificity of stereotaxic needle-core biopsy was 100 %, sensitivity 83.3, diagnostic accuracy 81.8 %. Inadequate sampling rate of excisional biopsies fallowing carbon injection was 13.3 %,
As a result, stereotaxic FNAB gives considerably similar results with the surgical biopsies in the management of nonpalpable breast lesions. In our study, the reason why stereotaxic needle-core biopsy did not show greater diagnostic value than stereotaxic FNAB was the rather high (18.2 %) inadequate sampling rate of stereotaxic needle-core biopsy due to standardization difficulties of this technique (because of both the diameter of the needle and the number of biopsies taken).
Key Words: Nonpalpable breast lesions, Stereotaxic needle-core biopsy, Stereotaxic fine-needle aspiration biopsy



ANTİSPERM ANTİKORLARI İLE SPERM MOTİLİTESİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİ
Yeşim Budak, Gülbuğ Işıtman, Yavuz Taga

İnfertilite vakalarının yaklaşık % 10’unun sperme karşı immün reaksiyona bağlı olduğu düşünülmektedir. Sperme karşı antikorlar kan dolaşımında bulunabildiği gibi seminal plazmada veya sperm yüzeyinde de bulunabilmektedir. Antisperm antikorları (ASA) IgG veya IgA sınıfından olabilir. Bu çalışmadaki amacımız antisperm antikorları ile sperm motilitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bunu tespit etmek amacıyla immünolojik nedenlere bağlı 30 infertil hasta ile immünoloji dışı nedenlerle oluşmuş 39 infertil hasta olmak üzere toplam 69 hastanın semen analizi spermMAR testi ile çalışıldı. Çalışma sonucunda her iki grupta da sperme karşı oluşan IgG ve IgA düzeyleri ile sperm motilitesi arasında bir ilişki tayin edilemedi.
Anahtar Kelimeler: Antisperm antikorları, sperm motilitesi

Determination of the relationship between antisperm antibodies and sperm motility
Approximately 10 % of infertility cases is thought to be due to immune reaction against sperm. Antisperm antibodies can be measured in blood circulation or can be detected in seminal plasm or on sperm surface. Antisperm antibodies belong to IgG or IgA classes. In this study our objective was to determine the relationship between antisperm antibodies and sperm motility. Totally 69 semen specimens obtained from 30 male patients with immunologic infertility and 39 male patients with non-immunologic infertility were analyzed by spermMAR test to detect the sperm-bound antibodies. In this study we could not determine any relationship between IgG and IgA antisperm antibodies and sperm motility.
Key Words: Antisperm antibodies, sperm motility



KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONUNDA HASTA VE VERİCİ SEÇİMİNDE HLA-DRB VE DPB1 GENOTİPLEMESİ
Fatma Savran Oğuz, Mahmut Nezih Çarin

Allojenik kök hücre nakli planlanan 20 hasta ve bunların her birini HDL-A, B antijenleri açısından uyumlu bulunan 20 vericisi olmak üzere toplam 40 kişinin PCR-SSO reverse dot blot hibridizasyon yöntemi kullanılarak II. sınıf HLA gen bölgesindeki HLA-DRB ve DPB1 allellerinin uyumu araştırıldı. Tüm hasta ve vericilerin DRB ve DPB1 allellerinin uyumlu olduğu görüldü. DRB1*04 subtiplemesi için ikinci bir amplifikasyon işlemi yapıldı. DRB1*04 grubu içinde “DRB1*0402, DRB1*0403, DRB1*0407, DRB1*0413” allelleri olduğu ve bu allellerin hasta ve vericilerde birbiriyle uyumlu oldukları görüldü. Sonuç olarak, PCR-SSO reverse dot blot hibridizasyon yöntemi ile allel alt tiplemesi yapılabileceği için akraba ve akraba olmayan donörlerin seçiminde güvenilir ve kolay bir yöntem olduğunu düşünüyoruz.
Anahtar Kelimeler: PCR, HLA-DRB, HLA-DPB1

HLA-DRB and PDB1 genotyping in the selection of donor/recipient pair for bone marrow transplantation
20 patients with hematological diseases and their 20 HLA, A-B identical donors were evaluated for DRB and DPB1 compatibility, using PCR amplification and reverse dot blot hybridization. We have found donor/recipient pairs were fully matched in 20 patients for HLA-DR and DP. For DRB1*04 subtyping, a second specific amplification was performed. Four alleles (*0402, *0403, *0407, *0413) were found in the DRB1*04 group. In conclusion, we belive that PCR SSO reverse dot blot hybridization method should be appropriate for selection of related and unrelated bone marrow donors for allel subtyping could be done safely and easily.
Key Words: PCR, HLA-DRB, HLA-DPB1 genotyping



POLİKİSTİK OVER SENDROMLU BİREYLERDE İNSÜLİN DİRENCİ İLE BİRLİKTE ÇEŞİTLİ KARDİYOVASKÜLER RİSK FAKTÖRLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Tevfik Sabuncu, Ender Arıkan, Pınar Kadıoğlu, Özer Açbay, Hüsrev Hatemi

Polikistik Over Sendrom (POS)’lu olgularda insulin direnci başta olmak üzere birçok kardiyovasküler risk faktörü çeşitli çalışmalarda araştırılmakla birlikte obezite, periferik insülin direnci ve diğer endokrin anormalliklerin kompleks ilişkisi tam olarak aydınlanamamıştır. Biz de bu çalışmada 20 POS’lu (Grup-A) kadınla, 22 sağlıklı kadında (Grup-B) insülin düzeyi ve çeşitli kardiyovasküler risk faktörleri arasındaki ilişkiyi araştırdık. Grupların vücut kitle indeksleri ve yaş ortalamaları benzerdi. Bel Kalça Oranı (BKO) Grup-A’da Grup-B’ye göre anlamlı olarak daha yüksekti (0.77±0.05’e karşın 0.73±0.04, p<0.01). Vücut yağ oranı, sistolik kan basıncı ve diastolik kan basıncı düzeyleri Grup-A’da Grup-B’ye göre daha yüksek olmakla birlikte bu durum istatistiksel olarak anlamlı değildi. Serum free testosteron ve DHEA-SO4 düzeyleri Grup-A’da Grup-B’ye göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla 3.6±2.0 pg/ml’ye karşın 1.8±0.4 p<0.01 ve 310.1±131 µg/dl’ye karşın 211.7±24 p < 0.01). OGTT sırasındaki plazma glukoz değerleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken insülin değerleri Grup -A’da Grup-B’ye göre anlamlı olarak daha yüksekti (açlık insülini: 23.5±22.6 µU/ml’ye karşın 6.3±2.4, p<0.001; 1. saat insülini: 131.3±103.9 µU/ml’ye karşın 51.1±15.9, p< 0.01; 2. saat insülini: 83.4±51.3 µU/ml’ye karşın 27.8±9.4, p < 0.001). Bu veriler POS’lu kadınlarda hiperinsülinemiye hiperandrojenemi ve artmış BKO’nın eşlik ettiğini göstermektedir. Bu yüzden bu bireylerin tedavisi yalnızca over kaynaklı bozuklukları düzeltmeyecek, aynı zamanda kardiyovasküler riskin azaltılmasına da yardımcı olacaktır.
Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, Kardiyovasküler risk faktörleri, Hiperinsülinemi

Assesment of insulin resistance and other various cardiovascular risk factors in patients with polycystic ovary syndrome
Although several studies have investigated multiple cardiovascular risk factors especially of insulin resistance in polycystic ovary syndrome (POS), the nature of the complex interrelation of obesity, insulin resistance and endocrine abnormalities in POS remains unresolved. We ascertained insulin levels and other various cardiovascular risk factors in 20 women with POS (Group-A) and 22 age and body mass index matched control subjects (Group-B). Waist to hip ratio (WHR) was significantly higher in Group-A than in Group-B (0.77±0.05 vs. 0.73±0.04, P<0.01). Although percentage of body fat, systolic and diastolic blood pressure levels were higher in Group-A compared with Group-B, these differences were not significant. Serum free testosterone and DHEA-SO4 levels were significantly higher in Group-A than in Group-B (3.6±2.0 vs. 1.8±0.4 pg/ml, P<0.01 and 310.1±131 vs. 211.7±24 µg/dl, P< 0.01, respectively). While serum glucose levels during OGTT were not different between two groups, serum insulin levels were significantly higher in Group-A than in Group-B (fasting insulin: 23.5±22.6 vs. 6.3±2.4 µU/ml, P<0.001; first hour insulin: 131.3±103.9 vs. 51.1±15.9 µU/ml, P<0.01; second hour insulin: 83.4±51.3 vs. 27.8±9.4 µU/ml, P<0.001). These data show that hyperandrogenemia and increased WHR accompany to hyperinsulinemia in patients with POS. Therefore, treatment of these women does not only correct ovarian disorders, but also helps to decrease cardiovascular risk.
Key Words: Polycytic ovary syndrome, cardiovascular risk factors,
hyperinsulinemia



AKUT TONSİLLOFARENJİTLİ HASTA POPÜLASYONUNDA BETA HEMOLİTİK STREPTOKOKLARIN GÖRÜLME SIKLIĞI GRUPLANDIRILMASI VE ANTİBİYOTİK DUYARLILIK ÖZELLİKLERİNİN ARAŞTIRILMASI
Haydar Yıldırım, Gülden Özsoy Hitit, Paşa Göktaş, Serap Şimşek

Bu çalışmada akut tonsillofarenjit tanısı konulmuş olan 260 hastanın boğaz sürüntü kültürleri incelenmiş, üreyen beta hemolitik streptokokların idantifikasyonu yapılmış ve gruplandırılan beta hemolitik streptokokların invitro antibiyotik duyarlılıkları araştırılmıştır. 66 hastanın (% 25.4) boğaz sürüntü kültürlerinde beta hemolitik streptokok üremiştir. Bu suşların % 75.8’i A grubu, % 13.6’sı G grubu, % 4.6’sı C grubu, % 6’sı da bu gruplardan birine dahil edilemeyen beta hemolitik streptokok olarak idantifiye edilmiştir.
Beta hemolitik streptokok suşlarının antibiyotik duyarlık testi sonucunda suşların tümü penisiline % 95.5’i eritromisine duyarlı saptanmış, streptokok gruplarının diğer anibiyotiklere olan duyarlılıkları ise farklılık göstermiştir.
Sonuç olarak, beta hemolitik streptokokların halen penisilin ve eritromisine karşı duyarlılıklarını sürdürdükleri, streptokoksik tonsillofarenjit tedavisine yaklaşımda, zaman ve ekonomik kayıplar nedeniyle, antibiyotik duyarlılık testlerine başvurmaksızın, yalnızca kültür sonuçlarına dayanılarak klasik tedaviye başlamanın günümüzde de geçerliliğini koruduğu görüşüne varılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Streptokok tonsillofarenjit, Beta hemolitik streptokokların sınıflandırılması, Antimikrobiyal duyarlık

The frequency of beta hemolytic streptocci in the patients with tonsillopharyngitis and antimicrobial susecptibility of these microorganisms
Background and design: The aim of the present study is to determine the frequency of GABHS in the patients with tonsillopharyngitis and the antimicrobial susceptibility of these microorganism. Pharyngeal swab cultures of 260 patients with tonsillopharyngitis were taken. Isolated beta hemolytic streptococci were classified and antimicrobial susceptibility tests of these isolates were done by disc diffusion method.
Results: The frequency of group A beta hemolytic streptococci in the patients with tonsillopharyngitis was 19.2 %. All of the isolates were found to be susceptible to the penicillin G and erytromycin.
Conclusions: The results show that group A beta hemolytic streptococci are still susceptible to penicillin and erytromycin and these drugs can be used for the treatment of streptococcal tonsillopharyngitis without consulting to the antimicrobial susceptibility testing.
Key Words: Streptococcal tonsillopharyngitis, antimicrobial susceptibility



KALP-DAMAR CERRAHİSİNDE MATEMATİK MODELLEMENİN YERİ
Nilgün Ulusoy Bozbuğa, Lale Akarun, Esat Akıncı, Kayıhan Şahinoğlu, Zafer Arı, Adnan Öztürk, Cevat Yakut

Matematiksel modellemeler, biyomedikal bilim dallarında olduğu gibi kalp-damar cerrahisinde de son yirmi yıldan beri başarıyla uygulanmaktadır. Matematik modelleme, kalp biyomekaniği ve geometrik yapısının çözümlenmesinde uygulanabilir. Kalbin üç boyutlu görüntüleme çalışmalarından elde edilen verilerle oluşturulan matematik modellemesi, kardiyovasküler anomalilerin düzeltim girişimlerine uyarlanabilir.
Anahtar Kelimeler: Matematik modelleme, 3-boyutlu kalp görüntülemesi,
Kalp damar cerrahisi

Mathematical modelling in cardiovascular surgery
Mathematical modelling techniques successfully have been applied to biomedical sciences and also, cardiovascular surgery for the last two decades. Mathematical modelling could usefully be applied to the design of biomechanics and geometric structure of the heart. The obtained mathematical modelling from three dimentional imaging of the heart could be adapted to the corrective procedures of cardiovascular anomalies.
Key Words: Mathematical modelling, 3-D cardiac imaging, cardiovascular
surgery.



VÜCUT KİTLE İNDEKSİ’NİN SERUM FRUKTOZAMİN DÜZEYİNE ETKİSİ
Osman Çağlayan

Nondiabetik, sağlıklı 33 kişide vücut kütle indeksinin fruktozamin (FA) düzeylerine etkisi incelendi. Deneklerin boy ve kilosu ile serum FA ve albumin (alb.) seviyeleri ölçüldü. Vücut kütle indeksi (VKİ) ve FA/alb. düzeyleri hesaplandı. Ortalama VKİ 26.9±5.8 kg/m2, FA düzeyi 219.2±38.0 µmol/L, FA/alb düzeyi 5.03±0.84 µmol/g idi. VKİ ile diğer iki parametre arasında anlamlı negatif ilişki tespit edildi (sırasıyla r= 0.557 p= 0.001; r= -0.524 p= 0.002). FA, obezitede düşük seyretmektedir ve obez kişilerde glisemik kontrolün göstergesi olarak yetersiz kalabilir.
Anahtar Kelimeler: Fruktozamin, obezite, vücut kütle indeksi

The effect of body mass index on serum fructosamine level
The effect of body mass index on serum fructosamine (FA) level was investigated in 33 healty nondiabetic subjects. Height and weight of the subject and serum FA albumin (alb.) levels were measured. Body mass index (BMI) and FA/alb. levels were calculated. The mean BMI, FA and FA/alb. levels were 26.9±5.8 kg/m2, 219.2±38.0 µmol/L and 5.03±0.84 µmol/g respectively. Significant negative relationships between BMI and, the other two parameters were determined (r= -0.557 p=0.001; r= -0.524 p= 0.002 respectively), FA is underestimated in obesity, and its validity as an index of glycemic control may be impaired in obese subjects.
Key Words: Fructosamine, obesity, body mass index



TOKSİK MEGAKOLONUN CERRAHİ TEDAVİSİ
Cüneyt Kayaalp, Mehmet Çağlıkülekçi, Haldun Gündoğdu, Sezai Yılmaz

Burada standart bir prosedürle tedavi edilmiş ülseratif kolitin en ciddi komplikasyonu olan 9 toksik megakolon vakasının yakın ve uzak sonuçlar açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Tanı mevcut hastalığa distansiyon, kolonik dilatasyon ve septik tablonun eklenmesiyle koyuldu. 1-4 (2,5) gün medikal destek tedavisi sonrası düzelmeyen hastalar acil operasyona alınarak tümüne total kolektomi, rektal güdüğün gömülmesi ve uç ileostomi uygulandı. Postoperatif bir hastaya pelvik abse nedeniyle relaparatomi yapıldı, diğer komplikasyonlar medikal tedavi ile düzeldi ve mortalite olmadı. İki hasta takipten çıkarken 7 hastaya 2-12 ay sonra restoratif ileoanal poş prosedürü yapıldı. Toksik megakolonun cerrahi tedavisinde total kolektomi tüm hastalıklı dokunun çıkarılmasını sağladığı ve rektal güdük korunduğundan ileride yapılacak restoratif ileoanal prosedüre olanak verdiği için avantajlıdır. Medikal destek tedavisine cevap vermeyen hastalarda erken cerrahi uygulayarak komplikasyonlardan ve mortaliteden korunmak başarının esas anahtarı gibi görünmektedir.
Anahtar Kelimeler: Ülseratif kolit, toksik megakolon, cerrahi

Surgical therapy of toxic megacolon
The aim of the study is to examine the early and late results of the 9 toxic megacolon, the most serious complication of ulcerative colitis, treated with a standard procedure. Toxic megacolon was diagnosed by joining of the abdominal distention, colonic dilatation and sepsis to the previous inflammatory bowel disease. After 1-4 (2,5) days of medical supportive therapy, the patients not improved operated with total colectomy, and ileostomy and closure of the distal rectum. Only one relaparotomy was done for a pelvic abscess, other complication were treated with medical therapy with no mortality. As 2 patients had been out of follow-up, the other 7 have been operated with restorative proctocolecetomy ileal pouch precedure after 2-12 months. Total colectomy has the advantages of the elimination of the diseased colon and to let the subsequent procedure. The key of the successfull treatment looks like to carry out early operative approach before complications if there is no response to the medical support.
Key Words: Ulcerative colitis, megacolon, surgery



KATI ATIK TOPLAMA BİRİMLERİNDE ÇALIŞAN İŞÇİLERDE SOLUNUM FONKSİYON TESTLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Halim İşsever, H. Hilmi Sabuncu, Atilla Uysal

Sürekli olarak çöp toplama birimlerinde çalışan işçilerde atıklardan yayılan çeşitli maddelerin ve tozun solunum fonksiyonları üzerindeki etkilerini araştırmak için 90 atık işçisi aynı birimde çalışan 70 şoför ve 30 sağlıklı gönüllü çalışma kapsamına alındı. Kişilerin solunum fonksiyon testleri bilgisayarlı spirometre (MIR spirobank) ile yapıldı.
Sigara kullanan atık işçilerinde, sigara içen şoför grubuna göre solunum fonksiyon testi FEV1, FEV1/FVC%, PEF, FEF % 25-75 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüklük elde edildi.
Bu sonuçlar sigara alışkanlığının, çöplerden yayılan çeşitli maddelerin ve tozun atık işçilerinde daha olumsuz etkiler yaptığını göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Solunum Fonksiyon Testi, atık, çöp işçileri

The assessment of pulmonary function tests in garbage workers
90 garbage workers and 70 truck drivers and 30 healthy volunteers were selected to investigate the harmful effects of garbage and dusts on respiratory functions in municipal waste center workers.
The respiratory functions were tested by using computerized spirometer (MIR Spirobank)
It was found that smoking garbage workers had statistically lower FEV1, FEV1/FVC%, PEF, FEF 25-75 % than smoking truck drivers; non smoking garbage workers had statistically lower PFT, FVC, FEV1, PEF, FEF 25-75 % than non smoking healthy volunteers.
The results show that both smoking and exporose to waste have more deleterious effects on the respiratory functions in garbage workers.
Key Wods: Pulmonary Function Test, waste, gargabe workers



TİKLOPİDİNE BAĞLI AGRANULOSİTOZ OLGU BİLDİRİMİ
Ali Çetinkaya, M. Cem Ar, Şeniz Öngören, Hasan Küçükyılmaz, Burhan Ferhanoğlu

Tiklopidin; serebrovasküler hastalıkların tedavisinde sıklıkla kullanılan ve nadir olarak şiddetli kemik iliği supresyonu yapabilen oral antiagregan bir ajandır. Literatürde rapor edilen izole agranulositoz vakaları oldukça azdır, fakat özellikle aplastik anemi gelişen olgularda sepsis, pnömopati ve kanama gibi nedenlerle önemli derecede morbidite ve mortalite oluşturmaktadır. İki aydır tiklopidin kullanan 60 yaşında bayan hastada gelişen ilacın kesilmesi ve G-CSF tedavisi ile gerileyen agranulositoz vakasını sunuyoruz.
Anahtar Kelimeler: Tiklopidin, Agranulositoz

Ticlopidine induced agranulocytosis: A case report
Ticlopidine is an oral antiplatelet agent used frequently in the treatment of cerebrovasculer disease and is rarely associated with severe bone marrow supression. Reports in the literature of isolated agranulocytosis are few, but it causes a considerable morbidity and mortality due to complications like sepsis, pneumopathy and bleeding especially in the setting of aplastic anemia. We report a case of an elderly woman who developed agranulocytosis two months after commencing ticlopidine but who had a favorable outcome after cessation of that drug and treatment with G-CSF
Key Words: Ticlopidine, Agranulocytosis



LUPUS PERNİO İLE SEYREDEN ÜÇ SARKOİDOZLU OLGU
Muammer Bilir, Sevtap Sipahi, Rabia Pişiriciler, Tülin Çağatay, Halil Yanardağ, Sabriye Demirci, Hilal Akı, Tuncer Karayel

Transbronşial biopsi ile sarkoidoz tanısı konulmuş olgularımız arasından lupus pernio ile seyreden 3 olgu; klinik özellikleri nadir görülmesi ve tedaviye verdiği yanıt açısından değerlendirilerek sunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Sarkoidoz, deri lezyonları, lupus pernio.

Lupus pernio of three patients with sarcoidosis
Three cases of lupus pernio have been assessed among our group of patients who have been diagnosed as sarcoidosis by transbronchial biopsy. This rare condition has been presented with an evaluation of response to therapy.
Key Words: Sarcoidosis, skin lesions, lupus pernio.



BÜLLÖZ HASTALIKLARDA ANESTEZİK YAKLAŞIM (İKİ OLGU NEDENİYLE)
Fatiş Altıntaş, Yusuf Tunalı, Özlem Demirci, Çiğdem Yardımcı, Akın Yücel

Epidermolizis Bülloza ve Pemfigus Vulgaris kronik, ender rastlanan iki büllöz hastalıktır. Bu iki hastalık; epidermiste yaygın erozyon, bül ve skar oluşumu ile karakterize sistemik bir hastalık olarak yol açtığı deri ve mukoz membran frajilitesi nedeni ile anestezi uygulamalarında dikkat gerektirir.
Bu tipik iki olgu nedeniyle, ayrıntılı bir preanestezik değerlendirme ve hava yolu güvenliğine ilişkin önlemlerin yanısıra mekanik travmaya bağlı gelişebilecek komplikasyonlar yönünden intra ve postoperatif döneme ait anestezik yaklaşım incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Anestezi, Büllöz hastalıklar

The anesthetic management of bullous diseases
Epidermolysis bullosa and pemphigus vulgaris are both rare bullous diseases. Detailed preanesthetic observations, airway precautions and complications as a result of mechanical trauma during intraoperative and postoperative anesthetic approach were studied on the two typical cases.
Great caution must be taken during any anesthetic applications because of the fragility of skin and mucous membranes resulting from the generalized epidermal erosion, bullae and scar formation which are characteristics of these two systemic diseases.
Key Words: Anesthesia, Bullous disease