Cilt 13 / No: 6 - 7 / Temmuz - Ağustos 2000

L-Strain Fibroblast Kültürlerinde Düşük Parsiyel Oksijen Basıncının Dinamik ve Morfolojik Etkileri
F. Aytül UYAR 1, Zeynep AYDIN 1, Hanzade DOĞAN 2, Abidin KAYSERİLİOĞLU1

Bronkoskopik Premedikasyonda Sedatif Ajanlar Olarak Diazepam ve Midazolam
Gül DABAK 1, Attila SAYGI 1, Filiz SÜNGÜN 1

Hipertansif Diyabetik Bireylerde Divalan ve Monovalan Katyon Düzeylerinin İncelenmesi
Özlem BALCI 1, Orkide DONMA 1, Akın AYDEMİR 1, Nazif BAĞRIAÇIK 2

Sarkoidoz, Tüberküloz ve İdyopatik Pulmoner Fibrozisin Ayırıcı Tanısında Bronkoalveoler Lavaj
Erdoğan ÇETİNKAYA1, Pınar YILDIZ1, Figen KARAKAL1, Füsun SOYSAL1, Ali TEKİN1, Veysel YILMAZ1

Aterosklerozda Bir Risk Faktörü Olarak Lipoprotein (a)
Asuman ORÇUN1, İnci KÜÇÜKERCAN1, Nazan ÇAMURSOY1

Bir Mantar Zehirlenmesi Olgusu: Pantherina Sendromu
Işıl Bavunoğlu TÜFEKÇİ 1, Veysel TAHAN 2, Afife MAT 3

Konjenital Nazofaringeal Teratom (Olgu Sunumu)
Zeynep ALGÜN 1, Yunus ÖZDEMİR 2, Gülay AKALIN 3

Yenidoğanın Gingival Granüler Hücreli Tümörü
Arzu Akçay TURAN1, Sibel ERDAMAR1, Sergülen DERVİŞOĞLU1

Kaplıca Tedavisinin Etkinliği
M. Zeki KARAGÜLLE1

Nekrotizan Fasiitiste’de Neden HBO ? Dünyadan ve Türkiye’den Örnekler
Maide ÇİMŞİT1


L-Strain Fibroblast Kültürlerinde Düşük Parsiyel Oksijen Basıncının Dinamik ve Morfolojik Etkileri
F. Aytül UYAR1, Zeynep AYDIN1, Hanzade DOĞAN2, Abidin KAYSERİLİOĞLU1

ÖZET
Bu çalışmada L-strain fibroblast hücre kültürlerine düşük parsiyel oksijen basıncının (PO2) dinamik ve morfolojik etkilerini araştırdık. Değerlendirme, hücre sayımı, vitalite ve mitotik indeks parametreleri ve morfolojik değişimler tespit edilerek gerçekleştirildi. Hücrelerin 47.8±4.33 mmHg PO2’ye maruz bırakılmasının normoksik kontrol grubuna kıyasla (161.9±3.05 mmHg) proliferasyon hızını azalttığını ve apoptoza yol açtığını, 73.6±11.95 mmHg PO2’de proliferasyon hızını arttırdığını saptadık. Sonuçlar, farklı PO2 deki hipoksinin hücre proliferasyon hızını farklı yönde etkilediğini göstermiştir. Dinamik ve morfolojik etkilerin “hipoksi ile indüklenen faktör I” (HIF-1) ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu metod apoptoza yol açan bir in vitro hipoksi modeli olarak kullanılabilir.

Anahtar kelimeler: Hipoksi, Düşük parsiyel oksijen basıncı, Hücre kültürü, HIF-1

SUMMARY

DYNAMIC AND MORPHOLOGICAL EFFECTS OF LOW OXYGEN PRESSURE ON L-STRAIN FIBROBLAST CELL CULTURES
Background and desing: We studied the dynamic and morphological effects of low partial oxygene pressure (PO2) on L-strain fibroblasts by evaluating cell number, viability and mitotic index parameters as well as morphological changes.
Results: We found that the exposure of cells to 47.8±4.33 mmHg PO2 decreased the proliferation rate of the cells and to apoptosis compared to the normoxic (161.9±3.05 mmHg) control group. In contrast, exposure of cultured cells to 73.6±11.95 mmHg PO2 showed an increased proliferation rate.
Conclusion: These results indicate that the effects of hypoxia on cell proliferation rate are variable depending on changes of O2 pressure and suggest that both dynamic and morphological effects may be releated to hypoxia-inducible factor-1 (HIF-1). This method can be used for further studies as an in vitro hypoxia model which leads to apoptosis.

Key words: Hypoxia, Low partial oxygen pressure, Cell culture, apoptosis, HIF-1.


Bronkoskopik Premedikasyonda Sedatif Ajanlar Olarak Diazepam ve Midazolam
Gül DABAK1, Attila SAYGI1, Filiz SÜNGÜN1

ÖZET
Diazepam (D) ve midazolam (M)’ın fleksibl fiberoptik bronkoskopi (FOB) premedikasyonunda sedatif etkilerini ve olası yan etkilerini değerlendirmek amacıyla 1997 yılı içinde hastanemizde FOB uygulanacak 129 hastayı içeren prospektif bir çalışma planladık. Hastalar, IM (M+Atropin (A), IM (D+A), IVM+IMA, IVD+IMA, IMA ile premedike edilenler ve kontrol grubu olarak 6 gruba ayrıldı. Gruplar, hastaların sedasyon, kooperasyon, amnezi düzeyleri, 2. FOB kabulü, yan etkiler, ek hastalık varlığı, kan basınçları ve nabız ölçümleri açısından karşılaştırıldı.
Gruplar arasında 2 FOB kabulü, sedasyon, ek hastalık varlığı, yaş, kan basınçları, nabız ölçümleri açısından anlamlı fark izlenmezken, amnezi açısından IVM+IMA grubu lehinde, kooperasyon açısından ise bu grup aleyhinde anlamlı fark görüldü. En iyi kooperasyon IM (M+A) ve IMA gruplarında sağlandı. En fazla yan etkiye IM (M+A) ve IVM+IMA gruplarında rastlandı.
Çalışmanın sonucunda, FOB öncesi hastanın bilgilendirilmesi ve teskin edilmesinin, işlemi hasta ve doktor açısından kabul edilebilir hale getirmede premedikasyon ajanları ölçüsünde yeterli olabileceği, ancak her hastanın sedasyon ihtiyacının bireysel faktörler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği ve tekrarlayan bronkoskopilerin olası görüldüğü hastalarda yan etkilerine rağmen üstün amnestik özelliği nedeniyle IVM uygulamasının yerinde olacağı düşüncesine ulaştık.

Anahtar Kelimeler: Diazepam, Midazolam, Bronkoskopik premedikasyon

SUMMARY
DIAZEPAM AND MIDAZOLAM AS SEDATIVE AGENTS IN BRONCHOSCOPIC PREMEDICATION
In order to evaluate the sedative potential and side effects of diazepam (D) and midazolam (M) in flexible fiberoptic bronchoscopic premedication, we performed a prospective study on 129 patients at our hospital in 1997. According to the premedication performed, patients were randomly grouped into 6, one of them being the control group. Groups were compared with respect to sedation, cooperation, amnesia levels of patients, acceptance of second bronchoscopy, side effects, presence of accompanying illness, blood pressures and pulse rates.
No significant difference was detected regarding acceptance of second broncoscopy, sedation, presence of accompanying illness, age, blood pressures, pulse rates. Amnesia appeared more often in patients premedicated with IVM and IMA, but cooperation was the worst in this group whereas it was the best in IM (M+A) and IMA groups. IM (M+A) and IVM+IMA were the leading groups with respect to side effects.
We conclude that bronchoscopist’s informing and sedating the patient can be as good as premedication agents in bronchoscopic premedication, but every patient should be evaluated individually and despite its side effets, IVM should be used in patients, candidates for repeated bronchoscopies.

Key Words: Diazepam, Midazolam, Bronchoscopic premedication


Hipertansif Diyabetik Bireylerde Divalan ve Monovalan Katyon Düzeylerinin İncelenmesi
Özlem BALCI1, Orkide DONMA1, Akın AYDEMİR1, Nazif BAĞRIAÇIK2

ÖZET
Divalan katyonlardan biri olan kalsiyum (Ca) ile renin metabolizması arasındaki ilişki ve Ca’un hipertansiyon patogenezindeki rolü üzerinde araştırmalar mevcuttur. Bir başka divalan katyon olan magnezyum (Mg) un hipertansiyonda önemli rolü vardır ve düşük Mg alınmasıyla yüksek kan basıncı değerleri arasında bir beraberlik bulunduğu gösterilmektedir. Diyetle yüksek Na alımının kan basıncını arttırdığı yönünde güçlü deliller mevcuttur. Potasyum (K)’un diyetle yüksek miktarlarda alınmasının hipertansiyon gelişmesine karşı koruyucu bir önlem olabileceğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır.
Bu çalışmada, 23 hipertansif diyabetik bireyle 25 diyabetik bireyin plazma total kalsiyum (T.Ca), iyonize kalsiyum (I.Ca), Mg, Na ve K düzeyleri belirlendi.
Çalışmamızda en belirgin bulgu, diyabetik bireylerle kıyaslandığında hipertansif diyabetik bireylerde T.Ca (p< 0.05) ve K (p< 0.001) düzeylerinde azalma ve Na düzeylerinde artış olmasıydı. Bu iki grup arasında I.Ca ve Mg düzeyleri arasında belirgin farka rastlanmadı.
Sodyumun hipertansiyonla ilişkili olarak arttığı, bu artışın Na için saptanmış, normal düzeyler arasında bulunduğu gözlendi. Sonuçlar K eksikliğinin kan basıncını arttırabileceğine ilişkin bilgilerin ışığı altında değerlendirildi.

Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, Diyabet, Divalan, Monovalan, Katyonlar

SUMMARY
DIVALENT AND MONOVALENT CATION LEVELS IN DIABETIC HYPERTENSIVE INDIVIDUALS
Background and design: There are researches on the relationship between calcium (Ca) and renin metabolism and the role of this divelent cation, on hypertension pathogenesis. The studies performed on clinical significance of magnesium (Mg), another divalent cation, in hypertension, have shown a relationship between low Mg intake and high blood pressure.
There is strong evidence that high dietary sodium (Na) intake increases blood pressure. It has been shown that high potassium (K) intake may have a protective effect against hypertension process.
Methods: In this study, the plasma total calcium (T.Ca), ionized calcium (I.Ca), Mg, Na, K levels of twenty-three hypertensive and twenty-five normotensive diabetic individuals were evaluated.
Results: The salient finding of our study is that there was a decrease in T.Ca (p< 0.05) and K (p< 0.001) and an increase in Na levels of hypertensive diabetic individuals in comparison with the patient with diabetes. No significant difference was observed in ionized Ca and Mg levels between these two groups.
Conclusions: An increase in Na was detected due to hypertension and this increase was within the normal range defined for Na. The results were evaluated under the lights of information on which K deficiency may increase blood pressure.

Key words: Hypertension, Diabetes, Divalent, Monovalent, Cations


Sarkoidoz, Tüberküloz ve İdyopatik Pulmoner Fibrozisin Ayırıcı Tanısında Bronkoalveoler Lavaj
Erdoğan ÇETİNKAYA1, Pınar YILDIZ1, Figen KARAKAL1, Füsun SOYSAL1, Ali TEKİN1, Veysel YILMAZ1

ÖZET
Çalışmamızda tüberküloz, sarkoidoz ve idyopatik pulmoner fibrozis (IPF) olgularında bronkoalveoler lavaj (BAL) sıvısının flow sitometrik analizi ve lenfosit, nötrofil, makrofaj oranlarının belirlenmesinin ayırıcı tanıya katkısı araştırılmıştır. On altı sarkoidoz (Grup I, n=16, yaş ortalaması 36.9±13.4 yıl), 6 tüberküloz (Grup II, n=6, yaş ort. 44.0±20.1 yıl) ve 12 IPF (GrupIII, n=12, yaş ort. 52.4±13.1 yıl) olgusu alınmıştır. Çalışma gruplarındaki hastaların BAL sıvısında T lenfosit alt grupları, hücre yüzey antijenlerine karşı monoklonal antikorlar kullanılarak, flow sitometrik olarak belirlenmiştir. Sonuçlar: IPF olguları ile karşılaştırıldığında, sarkoidoz ve tüberküloz olgularında lenfosit oranının arttığı (sırası ile 25.7±12.2, 46.7±21.0, 49.7±18.6, p<0,01) saptanmıştır. IPF olgularında ise grup I ve II ile karşılaştırılınca, nötrofil oranında artış (sırası ile 41.7±16.8, 22.2±12.4, 23.3±8.9, p<0,01) belirlenmiştir. Diğer olgular ile karşılaştırıldığında sarkoidoz olgularının BAL sıvısında CD4/CD8 oranının yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). CD3+, CD1656+, CD19+, CD45+ T lenfosit oranları açısından gruplar arasında fark saptanmamıştır. Yorumlar: Verilerimiz, BAL sıvısında, pulmoner sarkoidoz ve tüberküloz olgularında lenfosit oranında ve IPF olgularında nötrofil oranında artış olduğunu göstermiştir. BAL sıvısında artmış CD4/CD8 oranının, sarkoidozun tüberküloz ve IPF'den ayırımında yararı olduğu görülmüştür.

Anahtar kelimeler: Sarkoidoz, tüberküloz, idyopatik pulmoner fibrozis, bronkoalveoler lavaj.

SUMMARY
BRONCHOALVEOLAR LAVAGE FLUID IN DIFFERENTIAL DIAGNOSIS OF PULMONARY SARCOIDOSIS FROM TUBERCULOSIS AND IDIOPATHIC PULMONARY FIBROSİS
The aim of the study, was to evaluate of diagnostic value of T lymphocyte subset analysis, percentages of lymphocyte, macrophage and neutrophils in BAL (bronchoalveolar lavage) in differential diagnosis of tuberculosis, sarcoidosis and idiopathic pulmonary fibrosis (IPF). Study groups were 16 patients with sarcoidosis (Grup I, mean age 37±13 years ), 6 patients with tuberculosis (Group II, mean age 44±20 years) and 12 patients with IPF (Group III, mean age 52±13 years). Flow cytometric analysis was used to identify T lymphocyte subsets. The percentage of lymphocytes were increased in Group I and II compared to III (46.7±21.0, 49.7(18.6, 25.7±12.2 respectively, p<0,01). Neutrophils were increased in Group III compared to I and II (41.7(16.8, 22.2±12.4, 23.3±8.9 respectively, p<0,01). A high CD4/CD8 ratio were detected in the BAL fluid in Group I compared to other groups. No significant difference in the percentage of lymphocytes expressing CD3, CD16 -56, CD19, CD45 were found.
In conclusion pulmonary sarcoidosis and tuberculosis are characterized by an increased percentage of lymphocytes in BAL fluid. IPF are characterized by an increased percentage of neutrophils. Elevated CD4/CD8 ratio could be useful for differentiating sarcoidosis from tuberculosis and IPF.

Key words: Sarcoidosis, tuberculosis, idiopathic pulmonary fibrosis, bronchoalveolar lavage.


Aterosklerozda Bir Risk Faktörü Olarak Lipoprotein (a)
Asuman ORÇUN1, İnci KÜÇÜKERCAN1, Nazan ÇAMURSOY1

ÖZET
Bu çalışmanın amacı Lipoprotein (a)’nın aterosklerozdaki rolünü araştırmaktadır. Serebrovasküler Atak (CVA)’lı 72 hasta ile sağlıklı 31 kontrol olgusu çalışma kapsamına alındı. Tüm olguların Lipoprotein (Lp(a)), Apolipoprotein A1 (Apo A1), Apolipoprotein B (Apo B), total kolesterol, trigliserid, HDL-kolesterol (HDL-c) düzeyleri tayin edildi ve 2 gruptan elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Sağlıklı olguların Lp (a) düzeyleri Gaussian dağılımı göstermedi; 5. persentil değeri 1.68 mg/dl, 95. persentil değeri 33.98 mg/dl olmak üzere düşük konsantrasyonlarda yoğunluk gösterdi. CVA’lı hastaların Lp (a) düzeylerinin aritmetik ortalaması (41.74 mg/dl) kontrol grubunun aritmetik ortalamasına göre (16.97 mg/dl) anlamlı olarak yüksek bulundu. Yine CVA’lı grubun Apo A1 ve HDL-c düzeyleri (107.72 ve 39.88mg/dl, sırasıyla), kontrol olgularının Apo A1 ve HDL-c düzeylerine göre (130.23 ve 52.55 mg/dl, sırasıyla) anlamlı düşük bulundu. (Tüm p’ler < 0.0001). Bu çalışmadan elde ettiğimiz bulgulara dayanarak serebrovasküler bozukluklarda klasik lipid profilinin içinde Lp(a)’nın da potansiyel bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

Anahtar kelimeler: Ateroskleroz, Lipoproteini (a), Apolipoprotein

SUMMARY
LIPOPROTEIN (a): A RISK FACTOR IN ATHEROSCLEROSIS
The aim of this study was to evaluate the role of Lipoprotein (a) in atherosclerosis. Thirty-one healthy adults and 72 patients with CVA corporated in the study. Lp (a) and other lipid parameters such as ApoA1, ApoB, total cholesterol, triglycerides, HDL-c levels were determined and compared in these two groups. Lp (a) distribution in healthy population didn’t show a Gaussian curve; but rather skewed to lower concentrations with a 5th percentile at 1.68 and 95th percentile at 33.98 mg/dl. Lp (a) levels were significantly higher in patients with CVA (mean 41.74 mg/dl) than in controls (mean 16.97 mg/dl). Of the patients 44.4 % (32 of 72) had Lp (a) concentrations over the 95th percentile. ApoA1 and HDL-c concentrations were significantly lower in patients (107.72 and 39.88 mg/dl respectively) than in controls (130.23 and 52.55 mg/dl, respectively) (all p’s < 0.0001).
This study suggests that Lp (a) is a potential risk factor in cerebrovascular disorders as it is proposed to be in atheroscherosis in general.

Key words: Atherosclerosis, Lipoprotein (a), Apolipoprotein


Bir Mantar Zehirlenmesi Olgusu: Pantherina Sendromu
Işıl Bavunoğlu TÜFEKÇİ1, Veysel TAHAN2, Afife MAT3

ÖZET
Ekim 1999 tarihinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Acil Polikliniği’ne bulantı, kusma ve sıkıntı hissi yakınmaları ile başvuran 85 yaşında bir bayan hasta sunulmuştur. Sarıyer yakınlarındaki ormanlık alandan topladığı mantarları yediğini ifade eden hastadaki tablonun, Amanita muscaria cinsi mantar alımına bağlı Pantherina Sendromu olduğu belirlenmiştir. İstanbul çevresinde ve özellikle çam ormanlarında bu cins mantarın bulunduğu bilinmekle birlikte, mantar zehirlenmesi ile ilgili yerli ve yabancı literatürde ülkemizden olgu bildirimine rastlanmaması nedeni ile bu olgu sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Pantherina sendromu, Amanita muscaria

SUMMARY
A CASE MUSHROOM POISONING: PANTHERINA SYNDROME
A case of 85 year old patient was admitted to our emergency policinic with complaints of nausea, vomiting and distress. A history of eating mushrooms which she collected helped us to diagnosis the patients as Pantherina Syndrome because of eating Amanita muscaria. Although it is known that there are many mushrooms of this kind in pine forests of Istanbul, there is no case of this mushroom poisoning in literature. Aim of this paper is to present the first case of Pantherina Syndrome because of Amanita muscaria mushroom.

Key words: Pantherina syndrome, Amanita muscaria


Konjenital Nazofaringeal Teratom (Olgu Sunumu)
Zeynep ALGÜN 1, Yunus ÖZDEMİR 2, Gülay AKALIN 3

ÖZET
Yenidoğanda solunum sıkıntısı ve beslenme güçlüğüne bağlı gelişme geriliğine yol açan konjenital nazofaringeal teratom olgusu sunulmuştur. Kitle cerrahi eksizyonla çıkarılmıştır. Histolojik incelemede her üç germ yaprağından dokular içermektedir. Olgu bir yıllık takip süresinde sağlıklıdır ve rekürrens görülmemiştir. Erken bebeklik döneminde solunum yolu tıkanıklıklarının nadir sebeplerinden olan bu tümörlerin erken tanı ve tedavisi son derece önemlidir.

SUMMARY
CONGENITAL NASOPHARYNGEAL TERATOMA (CASE REPORT)
We report a case of a congenital nasopharyngeal teratoma in the neonate which presented as respiratory distress and feeding difficulty. The pedunculated mass is surgically excised. Histologically the tumor is composed of tissues from all three germ layers. The patinets is healty at one year follow up and no recurrence is seen. Early and rapid diagnosis of this unusual cause of neonatal respiratory distress is important and may be lifesaving.


Yenidoğanın Gingival Granüler Hücreli Tümörü
Arzu Akçay TURAN1, Sibel ERDAMAR1, Sergülen DERVİŞOĞLU1

ÖZET
Yenidoğanın gingival granüler hücreli tümörü , ya da diğer adı ile Konjenital Epulis nadir, konjenital bir lezyondur. Histogenezi henüz net olarak anlaşılamamış olan bu lezyon ön planda kız yenidoğanların alveolar yerleşir. Histolojik olarak, granüler hücreli tümör (myoblastoma) ile büyük benzerlik göstermesine karşın, yapılan immunhistokimyasal ve ultrastrüktürel çalışmalar çoğu zaman farklı histogenetik yolların varlığını vurgulamaktadır. Çalışmamızda erkek yenidoğanın mandibulasından eksize edilen gingival granüler hücreli tümör, histopatolojik, histokimyasal ve immunhistokimyasal özellikleri ile değerlendirilmektedir. D-PAS, Luxol fast blue, Vimentin ile pozitif reaksiyon mevcut olup, S-100 ve Östrojen reseptörü için boyanma saptanmamıştır. Bu bulgular tümörün mezenkimal ve schwanian orijine sahip olduğu yönündeki bulguları destekler niteliktedir.

Anahtar Kelimeler: Konjenital granüler hücreli tümör, Myoblastoma, Konjenital epulis, Gingiva

SUMMARY
GINGIVAL GRANULAR CELL TUMOR
Gingival granular cell tumor of the newborn, or congenital epulis, is a rare congenital lesion of uncertain histogenesis located exclusively on the alveolar ridge of female newborn infants. Although histologically similar to the granular cell tumor or myoblastoma, ultrastructural and immunohistochemical studies supports different pathogenetic pathways for the two lesions. A newborn male infant with gingival granular cell tumor is described herein along histopathologic, histochemical and immunohistochemical observations. Staining for D-PAS and Luxol Fast blue (LFB) were positive. There was positive immunostaining for vimentin but staining with S-100 was negative. Immunohistochemical assay for eostrogen receptors was also negative. This findings suggests a mesenchymal and schwanian origin of gingival granular cell tumor of the newborn.

Key Words: Congenital granular cell tumor, myoblastoma, congenital epulis, gingiva.


Kaplıca Tedavisinin Etkinliği
M. Zeki KARAGÜLLE1


Nekrotizan Fasiitiste’de Neden HBO? Dünyadan ve Türkiye’den Örnekler
Maide ÇİMŞİT1

ÖZET
Anaerobik ve aerobik bakterilerin tek başlarına veya birlikte sebep oldukları Nekrotizan Fasiitiste (NF) cerrahi debridman, antibiyoterapi ve nutrisyonel destekten oluşan klasik tedaviye hiperbarik oksijen tedavisinin (HBO) eklenmesi, bu hastalığın % 20-74 arasında bildirilen mortalitesini % 0-30 arasına çekmektedir. Sunulan derlemede son yıllardaki çalışmalardan örnekler verilerek NF te HBO tedavisinin etkinliği irdelenmektedir.

Anahtar kelimeler: Nekrotizan fasiitis, Hiperbarik oksijen tedavisi, Yumuşak dokunun nekrotizan infeksiyonları

SUMMARY
WHY TO USE HYPERBARIC OXYGEN THERAPY IN TREATMENT NECROTIZING FASCIITIS ?
Necrotizing fasciitis (NF) is a mixt or sinergitis infection caused by aerobs with or without anaerobic bacteriae. Mortality rates can be very high, up to 74 %. Starting from 1980’s introduction of hyperbaric oxygen therapy (HBO) in combination with surgical debridements, antibiotics and nutritional support resulted with more favorable prognosis, and mortality rates has been lowered to 0-30 %. Present paper deals with the aim and application of HBO treatment in NF, and discusses the results of different reports about the subject.

Key word: Necrotizing fasciitis, Hyperbaric oxygen treatment, Necrotizing infections of soft tissue.